"Artık Mega yangınlardan değil, Giga yangınlardan söz ediyoruz"

-
Aa
+
a
a
a

Açık Yeşil'de Ömer Madra ve Ümit Şahin, Avrupa ve Kuzey Amerika'da etkisini artıran orman yangınlarını, iklim krizinin bu felaketlerdeki rolünü, "6. kuşak" ve "Giga yangın" kavramlarını, sıcak hava dalgaları ve kuraklığın yangınlarla ilişkisini değerlendiriyorlar.

""
Avrupa'daki GİGA Orman Yangınları Nereye Gidiyor?
 

Avrupa'daki GİGA Orman Yangınları Nereye Gidiyor?

podcast servisi: iTunes / RSS

Ümit Şahin: Apaçık Radyo'da Açık Yeşil başlıyor. Ben Ümit Şahin.

Ömer Madra: Ben de Ömer Mandra.

Ü.Ş.: Bugün kaçınılmaz olarak yine orman yangınlarını konuşacağız. Sıcak hava dalgaları, kuraklık ve orman yangınları nedeniyle Avrupa, kayıtlara geçen en kötü yıllardan birine doğru ilerliyor. Biliyorsunuz, yangınlar ağırlıklı olarak Fransa ve İspanya'da yaşanıyor; ancak Portekiz ve başka ülkelerde de devam ediyor. Özellikle Fransa'nın Gironde bölgesinde, İspanya'da Madrid çevresinde ve Valencia'ya yakın bir bölgede çok büyük yangın felaketleri yaşanıyor.

Son durumu özetlemek için bu sabah saat 07:30'da Euronews'te yayımlanan son güncellemeye bakıyorum. Bu arada Portekiz, en yüksek yangın alarmı seviyesine geçmiş durumda. İspanya ise 2026 yılında Avrupa Birliği ülkeleri arasında orman yangınlarından en çok etkilenen ülke olmuş. Bu yıl Avrupa'da, yüz ölçümüne oranla en fazla arazisi yanan ülke konumunda; toplam yüz ölçümünün binde dördü bu yangın mevsiminde yanmış.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Madrid ve Ávila çevresinde 90 binden fazla kişinin tahliye edildiğini söylemişti. Ancak tahliye edilenlerin sayısı, Fransa ve İspanya toplamında galiba 375 bine ulaştı.

Ö.M.: Öyle. Yani Fransa'da Gironde bölgesinden yaklaşık 220 bin kişi tahliye edildi. Landes bölgesinde de en az 30 bin kişi tahliye edildiği düşünülürse, Fransa'da tahliye edilenlerin sayısı en az 250 bine ulaşıyor. İspanya'da ise 100 binden fazla tahliye söz konusu yani toplam sayı 350 bini aşmış durumda ve 400 bine doğru gidiyor. Bunlar ya tahliye edilenler ya da sığınma noktalarına yönlendirilenler. Gerçekten de çok çarpıcı manzaralar ve büyük felaket görüntüleriyle karşı karşıyayız.

Ü.Ş.: Evet, özete bakıyorum. Portekiz'de henüz haberlere çok yansımasa da, yanan arazinin toplam yüz ölçümüne oranı bakımından ikinci sırada yer alıyor. Orada da oran binde 3 civarında. Ancak Avrupa Birliği üyesi olmayan bazı ülkelerde bu oran daha da yüksek. Örneğin Karadağ'da binde 6,5'e ulaşmış durumda.

Sonuç olarak tahliyeler de senin söylediğin gibi devam ediyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre şu ana kadar Avrupa'da yanan toplam alan 250 bin hektarı aşmış durumda. Sadece Fransa'nın Gironde bölgesinde yani Bordeaux'ya yakın bölgelerde, yanan alan galiba son verilere göre 45 bin hektarı geçti ve eğer bu şekilde devam ederse ki artık neredeyse kesin gibi görünüyor, 2025 rekoru kırılacak. Bundan önceki rekor, 2025 yılında 270 bin hektar olarak kaydedilmişti. Bu yıl şimdiden 250 bin hektar aşıldığı için, bu rekorun da büyük olasılıkla bu yıl kırılması bekleniyor.

Ö.M.: Ben bir de, pardon sözünü kestim, son açıklanan rakamın 360 bin olduğunu ekleyeyim. Ama bir noktadan daha bahsetmek lazım. Fransa, İspanya ve şimdi de Portekiz'in ötesinde, ABD'de de çok büyük yangınlar yaşanıyor.

Kanada'da ise yangınların azaldığı söyleniyor ama örneğin aktif yangın sayısının 900 küsurdan 880'e düşmesi gibi bir tablo var. Yani durumun hâlâ ne kadar ciddi olduğu ortada.

ABD'de durum çok vahim. Democracy Now!'da buna ayrıntılı biçimde yer verilmişti. Oregon eyaletinde şimdiye kadar yaklaşık 1 milyon dönüm yani yaklaşık 405 bin hektarlık alan yanmış durumda.

Ü.Ş.: Sadece Oregon'da mı?

Ö.M.: Evet, Oregon'da sadece 405 bin hektar.

Ü.Ş.: Bütün Avrupa'da yanan alan toplamından fazla.

Ö.M.: Evet, inanılmaz. Ayrıca şimdi baktım, Minnesota'da da ciddi yangınlar yaşanıyor. Orada da yaklaşık 27 bin hektarlık alan yanmış. Kaynaklarda 68 bin dönüm olarak geçiyor. Yangınlar ağırlıklı olarak Superior Ulusal Ormanı ve çevresindeki ormanlık alanlarda meydana gelmiş. Yani Minnesota'da da tablo oldukça ciddi.

Ü.Ş.: Bu arada Fransa'da Gironde bölgesindeki yanan alan 42 bin hektar civarında. İspanya'da ise yaklaşık 80 bin hektar yani aslında en büyük yangın İspanya'da yaşanıyor. Madrid çevresinde. Fransa'da ise Bordeaux yakınlarındaki Le Porge bölgesinde 240 ev yanmış, daha fazlası da hasar görmüş.

Tabii tahliye edilenler yalnızca bölgede yaşayan insanlar değil; çok sayıda turist de var. Dün BBC'de miydi, France 24'te miydi tam hatırlamıyorum, ayrıntılı bir haber izlemiştim. Orman içindeki kamp alanlarından yaklaşık 4 bin tatilci tahliye edilmişti. Tahliye görüntülerinde çadırların neredeyse tamamen yanmış olduğu görülüyordu. Gerçekten son derece büyük bir felaket yaşanıyor.

Tam da haberlerden birinde bu konuya dikkat çekiliyordu. Avrupa Birliği'nin ve Avrupa ülkelerinin, iklim değişikliği konusunda uzun yıllar öncü sayılabilecek politikalar yürütmüş olmalarına rağmen, son dönemde özellikle savunma harcamaları gibi gerekçelerle bu politikaları gevşetmeye başladıkları bir dönemde bütün bunların yaşanıyor olması oldukça çarpıcı. Olan biten gerçekten çok dramatik.

Bu dramatik tablo içinde benim de karşıma iki yeni kavram çıktı. Bunlardan biraz bahsetmek istiyorum. Birini Euronews'ta gördüm, ardından ayrıntılarına İspanyol bir internet sitesinden baktım. Şu anda yaşanan bu büyük orman yangınlarına "6. nesil" ya da "6. kuşak" orman yangınları deniyormuş. Ben bunu bilmiyordum.

Bu sınıflandırma özellikle İspanya, Portekiz ve İtalya gibi Akdeniz ülkelerinde kullanılıyormuş. Bildiğim kadarıyla Türkiye'de kullanılmıyor. ABD'de de farklı sınıflandırmalar var. Bu Akdeniz ülkelerindeki sisteme göre ilk iki kuşak, daha küçük ölçekli yangınları ifade ediyor. Bunlar genellikle 10 bin hektarın altında kalan ve ağaç tepelerine ulaşmayan, daha çok örtü yangını olarak tanımlanan yangınlar.

Üçüncü kuşaktan itibaren ise hem yangının kapladığı alan 10 bin hektarın üzerine çıkıyor, hem de tepe yangınları başlıyor yani yangın ağaçların tepelerine kadar ulaşıyor. Dördüncü ve beşinci kuşaklarda yangınlar daha da büyüyor. Beşinci kuşakta ise aynı anda birden fazla noktada, birbirini de besleyen tepe yangınları görülmeye başlanıyor. Özellikle hava koşulları bunun önemli bir etkeni.

Bunu okuyunca, iklim kriziyle birlikte daha sık duyduğumuz "mega yangın" kavramının aslında dördüncü ve beşinci kuşak yangınlara karşılık geldiğini düşündüm. Ama biraz daha okuyunca, altıncı kuşak yangınların bambaşka bir olgu olarak tanımlandığını gördüm. Bilim insanlarına göre bu kavram son 5-10 yıl içinde kullanılmaya başlanmış.

Bu şekilde tanımlanan ilk örneklerden biri, Portekiz'de 2017 yılında yaşanan büyük yangın. Dinleyicilerimiz hatırlayacaktır; orman içindeki bir yolda kaçmaya çalışan çok sayıda insan hayatını kaybetmişti. Ardından 2018'de Yunanistan'daki büyük yangın da yine bu kapsamda değerlendiriliyor. Orada da yüzden fazla kişi yaşamını yitirmişti. Yanılmıyorsam yönetmen Theo Angelopoulos'un evi de bu yangında zarar görmüştü.

Ardından 2020'de ABD'deki, 2023'te Kanada'daki ve 2024'te yaşanan büyük yangınlar da bu kapsamda değerlendiriliyor. Bunların hepsi "6. nesil" ya da "6. kuşak" yangınlar olarak tanımlanıyor.

Bunu, İspanya'da yangın davranışları üzerine çalışan uzman Prof. Domingos Xavier Viegas şöyle açıklıyor: Yangın davranışındaki bu büyük değişimin tamamen iklim değişikliğinden kaynaklandığını söylüyor. Daha yüksek sıcaklıklar, daha az yağış ve daha düşük nem seviyeleri nedeniyle toprak ve bitki örtüsü kuruyor; bu da tutuşma koşullarını ve yanmaya elverişli alanların miktarını büyük ölçüde artırıyor. Viegas'a göre bu devasa yangınların yıkıcı potansiyeli, açığa çıkardıkları enerjiden kaynaklanıyor. Metre başına 10 megavatın üzerinde enerji açığa çıktığında, yangın artık itfaiyecilerin doğrudan müdahalesiyle söndürülemeyecek bir aşamaya geliyor. Bu da yaklaşık olarak alevlerin 10 metre yüksekliğe ulaşması anlamına geliyor.

Altıncı kuşak yangınlarda ise alevlerin yüksekliği 60 metreye kadar çıkabiliyor. Bu noktada yangın neredeyse tamamen kontrol edilemez hâle geliyor; hatta bazı durumlarda havadan müdahale bile yetersiz kalabiliyor. Zaten Fransa'dan gelen haberlerde de çok sayıda itfaiyecinin "Artık müdahale edemiyoruz, yapabileceğimiz hiçbir şey kalmadı" dediğini sık sık duyduk.

Ö.M.: Evet, Democracy Now!'da da bu konuda oldukça ilginç söyleşiler yapılmış. Bunlardan biri, İspanya'da kendi evini bile tahliye etmek zorunda kalan bir iklim bilimciyle; diğeri ise Fire Weather kitabının yazarı John Vaillant ile gerçekleştirilmiş.

Her ikisi de artık tamamen yeni bir yangın biçiminden söz etmenin mümkün olduğunu söylüyor. Biz de bunu Günün Sözü'nde aktarmaya çalıştık. Artık 30 katlı bir bina yüksekliğine yani yaklaşık 100 metreye ulaşabilen; kendi hava koşullarını, hatta kendi yangın davranışını yaratan yangınlardan bahsediliyor. Senin de biraz önce değindiğin gibi, bunlar artık klasik yöntemlerle söndürülemiyor.

Fransız yangın söndürme uçaklarının pilotları da bunu çok net ifade etmişler. Tonlarca su bırakmalarına rağmen, su daha yere ulaşmadan havada buharlaşıyor ve yangının üzerine neredeyse tek bir damla bile düşmüyor. Böyle durumlardan söz ediliyordu. Gerçekten ürkütücü bir tablo.

Ü.Ş.: Bir de bu 6. kuşak yangınların önemli özelliklerinden biri, pyrocumulonimbus adı verilen bulutların oluşması. Biz genellikle gördüğümüzü yangın dumanı sanıyoruz. Elbette büyük ölçüde yangın dumanı var ancak aşırı ısınan zeminden yükselen su buharı ile yangın dumanı birleşince çok güçlü bir hava akımı oluşuyor. Yangın, adeta kendi hava sistemini yaratarak devasa bir bulut oluşturuyor. Dinlediğim bir haberde, bu bulutların yaklaşık 10 bin metre yüksekliğe kadar ulaşabildiği söyleniyordu. Bu da yeni kuşak yangınların en belirgin özelliklerinden biri olarak gösteriliyor.

İkinci yeni kavram ise "Giga yangın". Biz Türkiye'de uzun zamandır "mega yangın" kavramını kullanıyorduk ancak artık "Giga yangın" tanımı da kullanılmaya başlanmış. Buna göre, aynı bölgede eş zamanlı olarak meydana gelen yangınların toplam yanan alanı 100 bin hektarı geçtiğinde bunlar artık "Giga yangın" olarak sınıflandırılıyor. Sanırım şu anda Gironde ve Madrid çevresindeki yangınların toplamı da bu eşiği aşmış durumda. Yani artık mega yangınlardan değil, Giga yangınlardan söz ediyoruz.

Bunun da ötesinde, eğer yanan alan 1 milyon hektarı aşarsa buna "tera yangın" deniyormuş. Herhâlde henüz böyle bir örnek yaşanmadı; en azından öyle olmasını umuyorum.

Durum özetle böyle. Yangın haberleri gerçekten çok çarpıcı.

Bir noktayı daha ekleyeyim. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in açıklamalarını birkaç kez dinledim, ayrıca farklı kaynaklardan da okudum. Sánchez, defalarca bu büyük yangınların ve kontrol altına alınmakta zorlanılan yangınların iklim kriziyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı. Bu gerçekten önemliydi. Artık iklim krizinde yeni bir döneme girmiş durumdayız. Eskiden çok seyrek görülen bu tür yangınlar, artık birkaç yılda bir karşımıza çıkan olaylar hâline gelmeye başladı.

Ö.M.: Bunları da özellikle vurguladı. Hatta Pedro Sánchez, yaşananların artık 6. nesil yangınlar olduğunu ve iklim krizinin bu yangınları daha da şiddetlendirdiğini açıkça ifade etti.

Ü.Ş.: Ama Pedro Sánchez bile bir şey söylemiyor. Ben bunun aklına gelmediğini ummak istiyorum ama iklim değişikliğinden bahsederken fosil yakıtlardan hiç söz etmiyor. Yani iklim değişikliğini dile getiren hemen hiç kimsenin aklına, en azından bir cümleyle ya da bir kelimeyle bile olsa, "Bunun temel sorumlusu fosil yakıtlardır" demek gelmiyor. Ya gerçekten akıllarına gelmiyor ya da bunun ötesinde başka bir durum var.

Türkiye'de de bunu çok gördük. Hatırlarsınız, geçen seneki yangınlar sırasında hem Tarım ve Orman Bakanı, hem de, yanlış hatırlamıyorsam, Cumhurbaşkanı iklim değişikliğinin orman yangınlarını artırdığı yönünde açıklamalar yapmıştı. Hatta muhalefetten de "Bunu bahane olarak kullanıyorsunuz" şeklinde eleştiriler gelmişti; o yüzden bu açıklamalar aklımda oldukça net kalmış.

Yani Türkiye'de de orman yangınlarının iklim değişikliği nedeniyle arttığı resmî düzeyde dile getiriliyor. Aynı şekilde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez de bunu açıkça söylüyor. Ama ne Türkiye'de, ne de İspanya'da bu bağlantı fosil yakıtlarla kuruluyor. İklim değişikliğinden söz ediliyor ama bunun temel nedeni olan fosil yakıt kullanımına hiç değinilmiyor.

Burada gerçekten dikkat çekici bir durum var diye, biraz da safça sorayım.

Bu arada Fransa'da son duruma da baktım. Gironde bölgesinde yani Bordeaux taraflarında, bir-iki günlük kısa bir serinleme yaşanmıştı. Hatta galiba hafif bir yağmur da yağdı. Ancak bugün sıcaklık yeniden 40 dereceye çıkıyor. Önümüzdeki birkaç gün boyunca da yeni bir sıcak hava dalgasının etkili olması bekleniyor. Bu da henüz tamamen söndürülememiş yangınların yeniden alevlenme riskini artırıyor.

Bir de son olarak şunu söyleyeyim. İzlediğim haberlerden birinde görmüştüm, sonra France 24'te de ayrıntılı olarak karşıma çıktı. Fransa'da gerçekten çok büyük bir seferberlik var. Elbette binlerce itfaiyeci, kamu çalışanı ve görevli sahada. Ama bunun yanında yüzlerce gönüllü de çalışmalara destek veriyor.

Yüz binlerce kişi tahliye edilmiş durumda. Pek çoğu sergi salonlarında, spor salonlarında ve geçici barınma alanlarında kalıyor. Gönüllüler hem bu insanlara yardım ediyor, hem de özellikle itfaiyecilere destek veriyor. Onlar için yiyecek ve kumanya hazırlıyorlar. Hatta France 24'ün haberinde gördüğüm kadarıyla, bir grup gönüllü fizyoterapist de günlerdir orman yangınlarıyla mücadele eden itfaiyecilere destek oluyor. İtfaiyeciler kısa süreli dinlenme molalarına geldiklerinde onlara masaj yapıyor, biraz toparlanmalarını sağlayıp yeniden görevlerine dönmelerine yardımcı oluyorlar. Yani yalnızca resmî kurumların değil, çok güçlü bir gönüllü dayanışma ağının da bu mücadelede önemli bir rol üstlendiği görülüyor.

Ö.M.: Evet, fakat bir başka noktaya da dikkat çekiliyordu. Yine Democracy Now!'da hem John Vaillant ile, hem de İspanya'da kendi evini kaybetmiş, şu anda adını hatırlayamadığım önemli bir iklim bilimciyle yapılan söyleşilerde bu konu gündeme geldi.

İspanya'da, ülkenin 16 özerk bölgesinden 11'inde aşırı sağ yönetimlerin iş başında olduğu ve bunun yangınlarla mücadeleyi de olumsuz etkilediği söyleniyordu. Bu yönetimlerin yangınla mücadeleye ayrılan ödenekleri kısıtladıkları, bu nedenle de itfaiyecilerin yaklaşık 40 gündür grevde olduğu ifade edildi. Sonrasında ise yangınların büyümesiyle birlikte aynı itfaiyeciler yeniden göreve çağrılmış. Yani gerçekten son derece çelişkili bir tablo ortaya çıkıyor.

John Vaillant da son kuşak yangınların ulaştığı boyutları anlatıyordu. Şu anda İspanya ve Fransa'da yüksekliği 100 metreyi aşan yani yaklaşık 30 katlı bir bina yüksekliğine ulaşan alevlerin görüldüğünü söylüyor. Bu tür yangınlara suyla anlamlı bir şekilde müdahale etmenin artık mümkün olmadığını vurguluyor. Fransız yangın söndürme uçaklarının pilotlarının anlattıklarına göre, binlerce galon su daha alevlere ulaşamadan aşırı sıcaklık nedeniyle buharlaşıp yok oluyor.

John Vaillant'ın ifadesiyle, "Artık anlamlı bir şekilde müdahale edilmesi neredeyse imkânsız olan bir ateş canavarı yarattık," diyor ve ekliyor: "Artık kolektif kaderimizi biz değil, hava ve rüzgâr belirliyor." Gerçekten de son derece çarpıcı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Ü.Ş.: Bu arada İklim Haber'de iki gün önce yayımlanan güzel bir haber vardı. Prof. Dr. Murat Türkeş'in özellikle sıcak hava dalgaları, kuraklık ve orman yangınları arasındaki ilişkiye dair söylediklerinden birkaç cümleyi aktarmak istiyorum. Murat Hoca şöyle diyor: "Birçok kişi kuraklığı sadece yağmur yağmaması olarak düşünüyor. Oysa kuraklık bundan çok daha fazlasıdır. Toprak giderek nemini kaybeder, dere ve göletlerin suyu azalır, yeraltı suları çekilir, kuyular kurur, bitkiler yeterince su alamaz ve orman adım adım kurur. Dışarıdan bakıldığında ağaçlar hâlâ yeşil görünebilir ancak içlerindeki su miktarı azalmıştır. Bu durum tıpkı günlerce güneşte bekleyen bir süngerin kurumasına benzer. Sünger ilk bakışta aynı görünür ama artık içindeki suyu kaybetmiştir. Ormandaki bitkiler de benzer biçimde suyunu kaybederek, hatta gözle görülmeden kuruyarak yangınlara karşı çok daha hassas hâle gelir."

Bugün yaşanan büyük yangınların yalnızca aşırı sıcaklıklara değil, dışarıdan bakıldığında fark edilmesi zor olan bu kuraklaşma sürecine de bağlı olduğunu özellikle vurguluyor.

Bir de Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Levent Kurnaz'ın LinkedIn'de paylaştığı kısa ama çok açıklayıcı bir not vardı. Tam da Avrupa büyük bir sıcak hava dalgasıyla mücadele ederken, Türkiye'de havaların neden görece serin seyrettiğini anlatıyordu. Oldukça anlaşılır bir dille yazdığı için onu da paylaşmak istiyorum. Kurnaz şöyle diyor: "Bu yaz Avrupa ve Orta Asya aynı anda kavruluyor. Ama ilk bakışta tuhaf görünen iki farklı tablo aslında aynı atmosferik mekanizmanın sonucu. Atmosferde, dünyayı çevreleyen ve hava sistemlerini normalde batıdan doğuya taşıyan güçlü bir rüzgâr kuşağı var. Bu yıl bu kuşak olağan rotasından saparak büyük, yavaş hareket eden bir kavis oluşturdu ve haftalarca aynı bölgede takılı kaldı. Bu kavisin bir tarafında hava serin ve rüzgârlı kalırken, diğer tarafında hava aşağı doğru çöktü, sıkıştı ve ısındı. Gökyüzü açıldı, güneş engelsiz şekilde yüzeye ulaştı. Avrupa'daki uzun süreli sıcak hava dalgasının nedeni de bu."

Orta Asya'da ise buna bölgenin çöl ikliminin yarattığı ek ısınma da ekleniyor. Zaten kavrulmuş olan toprak üzerinden geçen sıcak hava kütleleri daha da ısınıyor. Bunun sonucunda Astana'da Temmuz ayı sıcaklık rekorları kırılıyor; Özbekistan ve Tacikistan'da sıcaklıklar 46-48 dereceye kadar ulaşıyor.

Levent Kurnaz, bunların hiçbirinin tesadüf ya da gizli bir müdahalenin sonucu olmadığını da özellikle vurguluyor. Dünyanın kutup bölgeleri hızla ısındıkça, bu büyük rüzgâr kuşağını hareket ettiren temel güç zayıflıyor. Bunun sonucunda da bu hava sistemi bulunduğu yerde daha uzun süre takılı kalıyor. Sonuç ise daha uzun süren, daha şiddetli ve daha sık tekrarlayan sıcak hava dalgaları oluyor. Yani yaşadığımız bu sıra dışı hava düzeni de, büyük ölçüde Kuzey Kutbu'nun olağanüstü hızla ısınmasının bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

Ö.M.: Bu da gerçekten feci bir durum. Bir de yangınların yanı sıra, Afganistan'dan Tayvan'a kadar uzanan geniş bir coğrafyada şimdiye kadar görülmemiş ölçekte iklim felaketleri yaşanıyor. Özellikle Asya'da aşırı yağışlar, seller ve toprak kaymaları büyük yıkıma neden oluyor.

The Guardian'ın 28 Temmuz tarihli, Natasha May ve Jonathan Watts imzalı ayrıntılı haberinde Doğu Afganistan'da yaşayan Anar Gül adlı bir inşaat işçisinin şu sözlerine yer veriliyor: "On gün on gece boyunca hiç durmadan yağmur yağdı. Hayatımda ne böyle bir şey gördüm, ne de duydum. Her şeyimizi kaybettik."

Avrupa ve Kuzey Amerika'da devasa orman yangınları sürerken, Asya'nın birçok bölgesi ise sıcak hava dalgalarıyla seller arasında gidip geliyor. Çin, Japonya ve Güney Kore'de aşırı sıcaklar etkisini gösterirken; Japonya ve Vietnam'da şiddetli yağışlar büyük sellere ve toprak kaymalarına yol açmış durumda.

Çin ise Nisan ayından bu yana görülen en ağır sel felaketleriyle mücadele ediyor. 600'den fazla nehir taşmış. Sel seviyelerinin son beş yıl ortalamasının %35 üzerinde olduğu belirtiliyor. Bunun yanında Guangdong eyaletinden yaklaşık 890 bin kişi tahliye edilmiş yani neredeyse 1 milyon insan yerini terk etmek zorunda kalmış.

Bir de oldukça sıra dışı bir olay yaşanmış. Meysak Tayfunu sırasında bir yılan çiftliğinden yüzlerce yılan kaçmış. Anlaşıldığı kadarıyla bunlar tıbbi amaçlarla kullanılan zehirli yılanlarmış. Bu da yaşanan felaketlere eklenen bambaşka bir trajedi olarak kayıtlara geçmiş durumda.

Ü.Ş.: Evet, bugün de Açık Yeşil'i orman yangınlarını konuşarak bitirmiş olduk.

Bir-iki dakikalık süremiz kaldıysa, burada bir anma da yapmak istiyorum. Maalesef Bonnie Tyler'ı kaybettik. 1980'lerin en güçlü seslerinden biri olan Galli şarkıcı Bonnie Tyler, 8 Temmuz'da hayatını kaybetti. Ben bunu atlamışım; biraz geç kaldık ama yine de kendisini anmak istedik.

Şimdi herkes, birazdan çalacağımız şarkının ilk notalarını duyunca onu hemen hatırlayacaktır. Bonnie Tyler'a, belki de en çok bilinen şarkısı "Total Eclipse of the Heart" ile veda edelim. Gelecek hafta görüşmek üzere.

Ö.M.: Hoşça kalın.