Sevgili Apaçık Radyo;
2008 yılının sonlarına doğru, geçmesini hiç istemediğim, geçince özlediğim, gelince sarıldığım kokladığım bir sonbahar akşamüstüsü. Gümüşsuyu’ndan dolmuşa binmişim. Sırtımda, toprağına, kültürüne doğmadığım ülkenin, o çok sevdiğim dilinin kitapları, defterleri var. Kulağımda kulaklığım, cebimde mp3üm var. Taksim’den Beşiktaş’a inene kadar, radyolar arasında ve kendi oluşturduğum müzik listesi içinde gezinip duruyorum. Gezinirken, bir anda, Açık Radyo’ya denk geliyorum. Sonrasında bu her gün oluyor, denk gelmeden, her gün Açık Radyo’yu kendim açıyorum; Kanlıca’ya varana kadar Boğaz vapurunda, gece yatmadan önce, sabah Taksim’e çıkana kadar kulağımda bitiveriyor. Bakıyorum ki bu iş böyle olmayacak, artık haftalık çantamın içine bir de cd çalarımı koyuyorum, çünkü onun da radyosu var, yedekte olsun diye. Bazen kulaklıklar kesinti yapıyor, ben de parmaklarımla değişik hareketler içinde, kabloyu düz tutmaya çalışıyorum, bir iki derken, cızııırt yayın kesik kesik gelmeye başlıyor. Böylece çantaya ekstra kulaklık ve piller de girmeye başlıyor. Öyle her yeni çıkan teknolojik müzik aletlerini almak, aldırmak huyum olmadığı için, böyle direniyorum. Direnmek güzel şey, bütün yedeklerim tükense bile, tedarik için Karaköy’e inerim diye düşünüyorum ve Karaköy öyle güzel ki…
Karşıma Açık Dergi çıkarsa eğer, yanmaya başlardım mesela. Beşiktaş’a indikten sonra tekrar Beyoğlu’na acaba kaç kere çıktım? Vapura binmeden kaç kere Beşiktaş’ta kaldım? Yön değiştirip kaç kere Kadıköy’e, Kabataş’a geçtim?
Açık Dergi bir başlardı ki anlatmaya lezzetli lezzetli; Mısır Apartmanı, Akbank Sanat, Kumbaracı 50; Tatavla, Karga, İstanbul Modern…Heyecanla, hiç üşenmeden, bütün etkinliklere katılmak ister, İstanbul’un içinde iner çıkar koşar yön değiştirirdim.
Açık Dergi İstanbul’un hafızası ve ritmi; Açık Gazete de Dünya’nın, evrenin, doğanın, adaletin hafızası ve ritmi olmuştu benim için.
2024 yılının sonlarına doğru, Ekim ayı. Sonbahar’a benzeyemeyen bir mevsimin öğleni. Saat 13:00. Not alıyorum : “Açık Radyo’nun karasal yayını kapatıldı. Bir sessizlik oldu.”
Bu radyoda, bu frekansta hep hareketler, renkler vardı, sessizlik olunca bir şey durmuştu sanki. Ben de durdum bir an; kaplumbağa gibi, Açık Radyo’dan bir an ayrı kalmamak için, evin küçük bir bölümünü , sırtıma alan ben, durdum. Frekansı Karaköy’de bulamazdım, Karaköy’ü de Karaköy’de bulamayacağım gibi.
Sonra bir şey oldu; aslında sessizliğin de bir hareket olabileceğini yeniden öğrendim.
Açık Radyo frekansı, taze sıkılmış meyve suyu gibi, o an dinlemezsen vitamini kaçıyor, o an dinlersen enerji geliyor, benim gibi İstanbul’un altını üstüne getirebiliyorsun mesela.
Şimdi Apaçık Radyo var. Var olmaya da devam edecek ve umuyorum ki, frekansını da yanına alacak yakında. Bu kadar değişimin içinde yine özgürlüğünü, bağımsızlığını, ve dönüşümünü koruyacak.
Apaçık Radyo dinleyicileri, destekçileri, programları ve programcıları, bütün emektarları iyi ki varsınız! Nice radyo şenlikleri diliyorum,
Sevgilerimle,
Yeşeren Güven
