Ekonomi Politik'te Ali Bilge, Halkbank davasının ABD-Türkiye ilişkilerindeki rolünden yeni varlık barışı düzenlemesine, Reza Zarrap dosyasından Türkiye’deki servet transferi ve vergi politikalarına uzanan geniş bir çerçevede ekonomi-politik gündemini değerlendiriyor.
Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!
Ali Bilge: Merhaba!
Özdeş Özbay: Günaydın!
A.B.: Merhaba Özdeş, iyi haftalar!
Ö.M.:Ekonomi Politik’te hem Türkiye’de, hem dünyada oldukça yoğun bir gündeme ve özellikle de son haberlere bakıldığı zaman bayağı kritik günler yaşayacağımız bir gündeme bakacağımız anlaşılıyor.
A.B.: Hem Türkiye, hem bölge, hem de dünya kaynıyor; nereye bakacağımızı şaşırıyoruz. Türkiye’de öne çıkan hususlardan biri yeni varlık barışıyla ilgili düzenleme. Aslında epey zamandır değinme fırsatı bulamadığım, ABD’de yıllardır Halkbank davasına ilişkin dosyadaki son durum ve CHP’ye yönelik operasyonlar. İsterseniz bu üç konudan tutam tutam bahsedelim.
Öncelikle Halkbank davasını kısaca hatırlatalım: Bu dava, 17 - 25 Aralık 2013 rüşvet ve yolsuzluk olaylarına dayanan operasyonun bugüne uzantısıdır. ABD sadece bugün değil, geçmişte de İran’a yaptırımlar uyguluyordu. Yaptırımlar nedeniyle İran’ın petrol ve gaz satması, İran’ın ihracatı ve ithalatı mümkün olamıyordu. ABD’nin kontrol ettiği finansal transfer sistemler üzerinden para alışverişi mümkün değildi. Bunu delmek için bankalar ve ülkeler mekanizmalar geliştirildiler. Uluslararası Amerikan bankaları da yaptırımları delen uygulamalar içinde oldular ancak yaptırımları en kapsamlı delinmesine ilişkin faaliyetler Türkiye üzerinden kamu bankası olan Halkbank üzerinden oldu. Üst düzey politikacıların, başbakanın, bakanların ve bürokratların nezaretinde, onların çocuklarının da dahil olduğu geniş bir kapsam içerisinde rüşvet, yolsuzluklar içerecek bir şekilde İran’a uygulanan yaptırımları delen finansal operasyonlar yıllarca gerçekleştirildi. Bu iş için kullanılan kamu bankası Halkbank’tı. 17 - 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarını hatırlayalım.
Bankanın genel müdürü, 3-4 bakan ve çocukları para sayma makinaları, ayakkabı ve çikolata kutularında, kasalarda bulunan rüşvet paraları ile yakalandılar. Operasyon sonrasında gözaltına alınan bakan çocuklarını, dinleme kayıtlarını hatırlamakta fayda var. Dinleme tapelerinde dönemin başbakanı, üç bakan ve çocukları vardı. Merkezde de Reza Zarrap adında, 30 yaşında, İran, Tebriz asıllı bir iş adamı bulunuyordu.
Ö.M.: Rıza Sarraf ya da.
A.B.: Ünlü bir şarkıcıyla evli, Türkiye’de yılın iş adamı olarak seçilen, bizzat dönemin başbakanı tarafından ödüllendirilen, övgüye boğulan genç bir insan. 17 - 25 Aralık tarihlerinde gerçekleşen operasyonlar öncesinde AKP’nin iktidar ortağı Fethullah Gülen cemaatiyle gerilimler yaşanmaya da başlamıştı. Bu operasyonu yürüten polis ve savcıların da cemaatçi olduğu, operasyonun iktidara karşı darbe olduğu, tüm tapelerin bir yalan olduğu iddia edilerek kısa bir süre sonra bakanların çocukları, yaptırımların delinmesine ilişkin mekanizmanın başında bulunan Reza Zarrap serbest bırakıldı. El konulan rüşvet ve yolsuzluk paraları iade edildi, davanın üstü örtüldü. İktidar ortakları arasındaki sert mücadele, 15 Temmuz’a kadar uzanan cemaat ve AKP çatışmaları ivmelendi.
Ö.M.: 17 - 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu deniyordu. 2013’te Türkiye’deki büyük bir yolsuzluk skandalından bahsediyoruz.
A.B.: Evet, dünya tarihine de geçebilecek hacimde bir yolsuzluk olayı idi.
Ö.M.: Evet, basında bazı kamu kurum ve kuruluşlarıyla, aralarında dört bakanın da yer aldığı kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanma ve rüşvetle suçlandığı soruşturmaları Wikipedia’dan okumak mümkündü. Oldukça kapsamlı bir dosyaydı ama kapandı.

A.B.: Daha sonra yaptırımların delinmesine aracılık eden şirketlerin başındaki isim, rüşvet ve yolsuzluk operasyonun aktör isim Reza Zarrap gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra salıverildi, el konulan paraları faizi ile birlikte iade edildi. Daha sonra da ABD’ye gitti ki ABD’de gözaltına alınacağını, tutuklanacağını bile bile gitti. Kısa bir süre sonra ABD devleti ve mahkemeleri ile anlaştı, itirafçı oldu, uzlaşmaya girdi, bütün olan biteni anlattı. Türkiye’de bu operasyonu nasıl yaptığını, içinde kimlerin yer aldığını, bankayı nasıl kullandıklarını birebir anlattı.
İran tarafında bir takım operasyonlar oldu ama İran zaten bundan yararlanıyordu. Belli bir komisyon karşılığında, yaptırımların delinmesi imkanına kavuşmuş oluyordu. Reza Zarrap, Amerikan hükümetiyle etraflıca anlaştı, söyleyeceklerini söyledi, karşılıklı taahhütler verildi, başka bir isimle Amerikan vatandaşı olarak hayatına devam ediyor. Türkiye ve İran vatandaşıydı, ABD’de iş dünyasına atıldı, çalışmaya devam etti, halen de devam ediyor. Ancak yaptırım operasyonlarının kilit kurumu olan Halkbank davası yıllardır sürüyor. Dava Türkiye - ABD ilişkilerinde en önemli gerilim hattı oldu. Başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere ABD ile ikili ilişkilerde hep bu dava gündeme getirildi, sürekli olarak davanın halli yoluna gidilmeye çalışıldı. Halkbank genel müdür yardımcısı Hakan Atilla , Reza Zarrap tutukluyken ki öncesinde de bir kaç kez girip çıkmasına rağmen, bir seferinde gözaltına alındı, tutuklandı ve hüküm yedi. 29 ay da hapis yattı.
Ö.M.: Mehmet Hakan Atilla değil mi?
A.B.: Evet, bir süre sonra Hakan Atilla da serbest bırakıldı, Türkiye’ye geldi, borsa başkanı yapıldı, sonra istifa etti, daha sonra pasaportuna el konuldu, yurt dışına gitmesine müsaade edilmedi. Halkbank davası AKP iktidarları döneminde asrın davası sayılabilecek büyük bir dava olarak karşımıza çıktı. Türkiye - Amerikan ilişkilerinde başat rol oynadı. Rahip Bronson olayını hatırlayalım; birinci dönem Trump iktidarında Erdoğan - Trump ilişkilerine bu kadar değinmiş olalım.
Gelelim ikinci dönem Trump iktidarında Türkiye - Amerika ilişkilerine, ‘dostum Trump’ ilişkilerindeki son duruma; elbette Halkbank dosyasındaki yeni ivmelenmeler yaşamaya başladık. Önce ABD mahkemesinin Halkbank’a kestiği 2 milyar dolarlık ceza söz konusu oldu. Yıllardır süren bu davadan hem Türkiye, hem de Halkbank çok zarar görüyordu. En son Erdoğan - Trump Beyaz Ev görüşmesinde de konu gündemdeydi. Görüşmede Türkiye, savunma ve enerji boyutunda yeni alımlara yöneldi, taahhütlere girdi, sorunlu savunma boyutu çözülmeye çalışıldı. Türkiye, ABD’den gaz alma kararı aldı, milyarlarca dolarlık, yıllar sürecek sıvılaştırılmış gaz almayı taahhüt etti ki bu çok pahalı bir gaz. Pek çok hususta siparişler verildi, nadir elementler için ‘buyur dükkan senin’ denildi, Eskişehir’deki nadir elementler sunuldu vs. ABD’ye tepside pek çok sunumlar oldu. Halkbank meselesinin çözümü Türkiye’nin taahhüt ettiği iktisadi ve siyasi taahhütler içine dahil edildi. Önce ‘100 milyon dolar ceza ödeyin bu işi kapatalım’ dendi.

Yaklaşık 6 aydır devam eden sürecin sonuna doğru, tam da İran savaşından bir gün önce, Amerikan Hazine Bakanlığı’na ve davanın devam ettiği New York savcılığına Trump’ın bir talimatı oldu. ABD’nin yüksek ulusal çıkarları çerçevesinde Türkiye -Halkbank soruşturmanın dondurulması, 90 gün süreyle belli şartlara bağlı bir şekilde izlenmesi, sonucunda da davanın ve cezanın kaldırılması talimatı verildi. ABD’de ulusal çıkarlar olmak şartıyla Başkanların müdahaleleri ve affedilmeler söz konusu olabiliyor. 100 milyon dolarlık ceza da kalktı ama şarta da bağlandı; Amerikan Hazine Bakanlığı’nın, OFAC yabancı varlıkları izleyen biriminin görevlendireceği bir uzmanlar heyeti 3 aylık süre boyunca Türkiye’de Halkbank’ı izleyecek ve denetleyecekti. Hali hazırda muhtemelen o heyetler Türkiye’de de bulunuyorlar. 90 gün boyunca yapılacak takibatlar sonucunda bakılacak, bir rapor verecek denetlemeyi yapan bu kurum. Amerikan Hazine Bakanlığı ve savcılık, Trump’tan gelen talimat doğrultusunda izlemeye aldığı Halkbank hakkında, ‘Evet, Türkiye önlem almıştır’ der ise tüm bu dava ile ilgili süreç ortadan kalkmış olacak.
Trump tarafından ABD yüksek ulusal çıkarları nedeniyle Türkiye ve Halkbank hakkında davanın kaldırmasını gerekçesi ise, Hamas’ın 7 Ekim saldırısı sonrasında elinde bulundurduğu İsrailli rehinelerin kurtarılmasında Türkiye’nin çok katkısı olmasıymış! Trump, Türkiye’nin İsrailli rehinelerin kurtarılmasında gösterdiği değerli katkıların karşılığı olarak Halkbank’a cezanın kaldırılması, davanın 90 gün süreyle dondurulması, ertelenmesi ve bitirilmesi talimatı vermiş! Gerekçe bu! ‘Hamas’ın elinde bulunan İsrailli rehinelerin kurtarılması için Türkiye çok gayret sarfetti, bunun karşılığı olarak, Türkiye’nin ulusal çıkarımıza hizmet eden bu davranışı nedeniyle, Halkbank davasını donduruyoruz, erteliyoruz, bitiriyoruz.’
3 aylık süre, Haziran’ın 10’unda doluyor. Biraz önce belirttim gibi, İran savaşı başlamasından bir gün önce de protokol oluşturuluyor; 9 Mart’ta idare ve mahkeme karara bağlanıyor, İran savaşı başlamadan bir gün önce anlaşmanın olması ilginç tabi.. Tabii ki Trump bu, çok rahatlıkla ‘vazgeçtim’ de diyebilir ama var olan ilişkiler bu doğrultuda seyrettiği müddetçe sorun da çıkmaz.
Halkbank davası hakkında ayrıntılı bilgiyi Cansu Çamlıbel arkadaşımızın Hakan Atilla ile yaptığı röportaj da bulduğumuzu belirtelim. Bence yılın röportajıdır. Hakan Atilla da bu davanın en büyük mağduru durumunda olan bir kişi. 90 gün sonunda dava düştüğünde davanın baş aktörü ve itirafçısı Reza Zarrap, Türkiye’de el konulan varlıklarının hepsini tekrar elde edebilecek, muteber bir iş adamı olarak Türkiye’ye rahatlıkla girip çıkabilecek. Ancak Hakan Atilla değil..
Ayrıca, Reza Zarrap, şu günlerde Meclis’e sunulup komisyona gelecek olan varlık barışı çerçevesinde yurt dışındaki kazançlarını Türkiye’ye getirip bir finansman enstrümana, hazine bonosu, altına, dövize yatırdığı takdirde vergiden de muaf olabilecek, pirüpak aklanabilecek. Reza Zarrap hakkında önce büyük övgüler yağdırıldı, sonra vatan haini olarak suçlandı çünkü TC vatandaşı olması nedeniyle mallarına da el konulmuştu. 90 günlük süre sonunda Zarrap aklanmış da oluyor, Türkiye’ye de rahatlıkla girip çıkabilecek.
Ö.M.:T24’te Cansu Çamlıbel’in ayrıntılı haberi vardı. Onu da internet sitemize koyalım.
A.B.: Ben link vereceğim zaten, söyleşi gerçekten çok önemli bir gazetecilik başarısı, Cansu başarılı bir gazeteci zaten. Düşünün, Halkbank savunma bile yapmıyor, iş tepeden bitiriliyor. ‘Türkiye ulusal çıkarlarımıza hizmet etti, Hamas’ın elinde bulundurduğu İsrailli rehinelerin kurtarılmasında çok büyük destek verdi’ diyerek..! Elbette Trump yönetimindeki ABD ile Erdoğan yönetimindeki TC arasında ekonomik, siyasal ve kişisel ilişkiler bağlamında başka durumlar da söz konusu. Hatta söyleşide de dikkat çekiliyor, daha sonra başkaları da dikkat çekti; İran savaşı ile ilgili Türkiye’nin görünmez destekleri de söz konusu oldu mu bu davanın sonuçlanması için?
Dünya Kupası 11 Haziran’da başlıyor, 90 günlük süre de aynı tarihte dolmuş oluyor. Türkiye’de Halkbank’ta sürekli denetim yapan Amerikalı heyet işini bitirmiş olacak. Bu arada sadece Halkbank’ın değil, Türkiye’nin de finansal tomografisinin de çekilmesini sağlayan bir imkan sunmuş oluyoruz. Zaten Türkiye’nin dahil olduğu uluslararası ödeme sistemleriyle ABD gayet rahat bir şekilde izleme kabiliyetine sahip.
Halkbank - ABD davasına yol açan 17 - 25 Aralık 2013 tarihi yolsuzluk ve rüşvet olayları, ilgili süreçte yüce divana sevki istenen üç bakan vardı; dönemin sanayi bakanı, içişleri bakanı ve Avrupa Birliği’nden sorumlu devlet bakanıydı bunlar. Dönemin AKP başkanı ve Başbakanı Ahmet Davutoğlu, bakanların yüce divana sevk edilmesini istediğinde dönemin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Bunları yüce divana sevk ederseniz, partide ilçe başkanı olacak adam bulamayız” dediğinide hatırlayalım. Davutoğlu engellendi, sonrasında Davutoğlu kısa süren genel başkanlık ve başbakanlıktan tasfiye edildi, yerine Erdoğan’a çok yakın bir isim olan Binalı Yıldırım genel başkan ve başbakan oldu. 17 - 25 olarak bilinen davalar dünya ve Türkiye tarihinin en önemli yolsuzluk ve rüşvet olayı olarak tarihe geçmiş durumdadır. Uluslararası boyutuyla, İran ve ABD bağlantısıyla çok önemlidir. İran savaşı nedeniyle gündeme getirme şansımız pek olmadı. Yeni varlık barışının kapsamına bakarken, “Halkbank’ın aktör kişisi Reza Zarrap da bundan yararlanabilir mi?’ diye sordum, soruşturdum. Pekala yararlanabiliyor.
Ö.M.: Bu varlık barışı konusunda biraz daha ayrıntı verebilir misiniz lütfen?
A.B.: Vereceğim. Halkbank, üç gün konuşulabilecek bir konu ama şimdilik bu kadar diyelim, ‘kifayet-i müzakere’ mi denirdi?
Ö.M.: Kifayet-i müzakere.
A.B.: Bu konuya ‘yeterlilik önergesi’ verelim ve varlık barışına geçelim. Ahir ömrümde varlık barışları adı altında mali/vergi aflarının sayısını hatırlamıyorum. AKP döneminde sadece 2008’den bu yana sekiz ila altı varlık barışı olmuş. Sayısının altı-sekiz olmasının nedeni, varlık barışına ilişkin yapılan düzenlemelerin geçerlilik tarihlerinin ve kapsamının uzatılmasıymış! ‘Şu tarihe kadar geçerli’ deniyor, daha sonra bir yıl, bir yıl daha uzatılıyor. Geçen 18 yılda sekiz kez varlık barışı yapılmış.

Varlık barışı dediğimiz nedir? Tasarı üzerinden bakalım: “Yurt dışında bulunan her türlü para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye’ye getirilmesi imkan dahilinde, bu işleri de düşük oranlı bir vergi ile yapmak mümkün oluyor. Dışarıda nasıl elde edildiği bilinmeyen ya da yasal olmayan yollardan dışarı çıkarılan kaynakların Türkiye’de aklanmasını sağlıyorsunuz, finansal sisteme dahil ediyorsunuz, bu varlıkları Türkiye’ye getirdiğinizde, beyan edilen varlığın kaynağı sorulmuyor.
Ö.Ö.: Yatırım teşvik paketi adı.
Ö.M.: Evet, adı o değil mi? Çok güzel!
A.B.:Getirilen altın, döviz gibi varlıklar için vergi incelemesi yapılmıyor, kaynağı sorulmuyor, cezai işlem uygulanmıyor ve sisteme dahil ediliyor! Yeter ki getirilsin! Standart olarak en fazla vergi %5’e ödeniyor. Süreyi uzun tutarsan vergiyi sıfırlama imkanın da oluyor. Mesela, ‘hazine bonosuna yatırdıysan ve beş sene tutarsan vergi sıfıra kadar iniyor.’ Ülke içinde vergi ödemediniz, kaçırdınız -ülke içinde ödenmemiş dışarıya kaçırılan paraya “kara para diyoruz” - uyuşturucu ticareti yaptınız, silah ticareti yaptınız, gayrimeşru işleri yaptınız, yurt dışında kaçakçılık yaptınız, yasa dışı bahis oynattınız, paranız vergi cennetlerinde; bunları Türkiye’ye getirmek ve yasallaştırmak istiyorsunuz. Buyurun varlık barışına!
Vergi cennetleri olması da gerekmez; yabancı bankalarda, uluslararası bankalarda, mesela Lüksemburg’da bir bankada ki Lüksemburg da bir cennettir. Yeni varlık barışı yasası, ‘tüm bu varlıkları Türkiye’ye getirin, banka sistemine dahil edin, ne kaynağını soracağım, ne nasıl elde edildiğini sorgulayacağım, ceza da kesmeyeceğim, üstelik vergisi en fazla %5’ diyor.
Biz vergimizi öderken ödemeyip kaçıranlar ödüllendiriliyor. Ücretliler gelir vergisi ödüyor , Özdeş aldığı ücret karşılığında %25’ten %40’a kadar vergi ödüyor, hemen kaynağında kesinti oluyor. Kurumlar vergisi ödeyen şirketler, gelir vergisi ödeyen iş sahipleri, esnaflar vs. kazancına göre artan oranlı vergiler ödüyorlar.
Mesela Türkiye’de de, yurtdışında da faaliyet gösteren havuz şirketleri var; Somali’de iş yapıyor, Afrika’da, Katar’da iş yapıyor, dünyanın her tarafında iş yapıyor, yurt dışında kazanç elde edenlerden Türkiye devletinden kredi alanlar da var. Bu tür büyük havuz şirketlerinin dışarıda elde ettikleri kazançları Türkiye’ye normal bir şekilde getirmesi gerekirken, normal vergi rejimi içerisine girmesi gerekirken getirmiyorsun, varlık barışı ile getiriyorsun, süresine göre sıfıra kadar, en fazla %5 vergi ödüyorsun, ondan sonra paranı kullanmaya başlıyorsun.
Orta Doğu’da ve dünyada devlet dışı silahlı aktörler var, bunlara terör örgütleri de deniyor. Bu kapsamda terör örgütleri de yurtdışı varlıklarını da getirebilirler. Varlıkları neredeyse, İsviçre bankalarında bile olabilir, elbette ‘IŞİD’ adı altında hesap açılmıyor, vergi cennetlerindeki kişisel ve kurumsal yapılar üzerinden, varlık barışı düzenlemesine uygun olarak kaynakları Türkiye’ye getirilebilirler. Herhangi bir cezai kovuşturma ve kaynak sorgusu söz konusu değil. Tüm bunlar neye işaret ediyor?Türkiye’nin içinde bulunduğu iktisadi durumun, döviz pozisyonunun, ödemeler dengesinin ne kadar felç olduğunu gösteriyor. ‘Ne bulursan getir, başımın üstünde yeri var, hiçbir şey sormayacağım, yeter ki döviz ve altın getir’ diyorsun.
Konunun detaylarına indim aslında; varlığını getirmek isteyenlere danışmanlık yapacak kadar ayrıntılı bilgi topladım ama bu kadarla yetineyim. Hiçbir şekilde ‘nereden buldun?’ sorusu sorulmuyor ve bunun için hukuki güvence veriliyor, vergilendirme rejimi içerisinde cezai kovuşturma açılmıyor. Bu arada çok ilginç bir durum da var; memurlar da bu kapsamda, memurlar da varlık barışından yararlanabiliyor.
Ö.M.: Öyle mi? İlginç!
A.B.: Evet, ailenizden bir büyük vefat etti ve annenizin sandığında çıkını var - dönemin başbakanı Tansu Çiller mal varlığı soruşturmasında “annemin çıkını” demişti de oradan hatırladım. Memursunuz, değişik yollardan elde ettiğiniz varlıklar olabilir, rüşvet olabilir, yolsuzluk olabilir, komisyon olabilir, hediye olabilir; değişik yollardan elde ettiğiniz varlıklarınızı pekala beyan edip sisteme sokabiliyorsunuz. Gözümüzün önünde bir BDDK başkan yardımcısının düğünündeydi galiba, hatırlayın, banka genel müdürleri “takı kuyruğu”na girmişti, kilolarca mücevher hediye edilmişti, günlerce gündemde kalmıştı.
Memurlar da, 31 Temmuz 2027’ye kadar ‘yastık altı’ diye masumca ifade edelim, bu kapsamda biriktirdiklerini, varolan varlıklarını sisteme dahil edebilecekler, yararlanabilecekler. Devlet memurlarına idari soruşturma açılma riski belki olabilir, endirekt yollarla beyan edebilir. Böyle bir imkan devlet memurlarına da sunulmuş olduğunu belirtelim.
Ö.M.: Süreyi de bitirmek üzereyiz ama bu varlık barışı çıkacak mı? Nasıl görünüyor?
A.B.: Yasallaşacak çünkü her türlü kaynağa, kaynağı ne olursa olsun, ne kadar gelirse gelsin ihtiyaçları var. Komisyona intikal etti galiba hükümette hazırlanan varlık barışına ilişkin kanun.
Ö.Ö.: Bu hafta genel kurulda görüşülecek.
A.B.: Komisyonda diye biliyorum ama olabilir, atlamış olabilirim, kabul edilmiş olabilir.
Ö.Ö.: Salı günüymüş, genel kurul da yarın başlanacakmış.
AB.: Yarın genel kurul? Jet hızıyla kabul edilmiş o zaman.
Ö.Ö.: Evet, kabul edildi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda.
A.B.: Sonuçta suç işleyen ve parasını yurtdışına kaçıran ya da gizleyenlere müthiş bir imkan sunulmuş durumda. Yandaş şirketlerin vergilerinin silindiği bir ülkedeyiz, silinmiş, ödemeyen, kaçırdıkları vergileri bu şekilde affedilen kişi ve kuruluşların, suç işleyenlerin vergilerini aslında biz ödüyoruz.
Bunlar suç işliyor, yasa çiğniyor ama ödüllendiriliyor. Sivil itaatsizlik örneği olarak motorlar taşıtlar vergimizi ödemeyeceğiz” desek suç işlemiş oluyoruz. Ödediğim vergi , vergi ödemeyenler nedeniyle doğan açığı kapatıyor; üstelik hem kara, hem de kirli parayı varlık barışı ile enflasyona ezdirmiyorlar, servet transferi bu şekilde de oluyor. Türkiye’de anormal durumlar yaşanıyor, varlık barışları ile de kamusal servet bireysel servete dönüşüyor. İllegal servet de sistem içerisine sokuluyor. Servet transferleri ile toplumsal kesimler arasındaki açık büyüyor, yoksullaşma ve zenginleşme arasında fark artıyor. CHP’de bu sabah itibariyle Muhittin Böcek’in etkin pişmanlıktan yararlanması operasyonun CHP genel merkezine doğru gitmesine yol açabilecektir. Önümüzdeki haftalarda değiniriz herhalde.
Ö.M.: Evet, bir de önümüzdeki haftalarda konuşmak üzere bir sorum var: Reza Zarrap Türkiye’ye gelecek mi? Reza Zarrap Dünya Kupası’na katılacak mı? İran katılacak mı?
A.B.: Halkbank’asına verilen 3 aylık süre Haziran’ın 11’inde doluyor. 10 Haziran’da Dünya Kupası başlıyor. Türkiye, ABD’ye verdiği sözleri yerine getirmez ise ya da Trump vazgeçer ise durumlar ne olur? Umarım sporcular ABD’ye sorun olmadan girebilir - spekülasyonun önü açık…
Ö.M.: Ama Reza Zarrap gidebilir belki Dünya Kupası’na.
A.B.: Mal varlığı var, Boğaz’da yalısı var, yalısında oturabilir. Kolay gelsin.
Ö.M.: Çok teşekkürler, görüşmek üzere.
Ö.Ö.: Görüşmek üzere.


