"Latin Amerika karanlığa hazırlanıyor"

Ufuk Turu
-
Aa
+
a
a
a

Ufuk Turu'nda Ahmet İnsel, Sırbistan'da ilan edilen erken seçim sürecini, Arnavutluk'ta çevre ve yolsuzluk karşıtı protestoları, Peru'daki tartışmalı seçim sonuçlarını ve Gazze, Batı Şeria, Lübnan ile Suriye'de süren çatışmaların son durumunu değerlendiriyor.

""
Ufuk Turu: 30 Haziran 2026
 

Ufuk Turu: 30 Haziran 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar!

Ahmet İnsel: Günaydın!

Ferhat Kentel: Günaydın!

Ö.M.:Ufuk Turu’na nereden başlıyoruz?

A.İ.: Sırbistan’dan başlayalım. Sırbistan’da önemli bir gelişme oldu. Cumartesi günü Belgrad’da, Sırbistan Cumhurbaşkanı ve Sırp İlerleme Partisi’nin lideri Alexander Vučić, partisinin düzenlediği ve oldukça kalabalık katılımlı bir mitingde, birkaç hafta içinde istifa edeceğini ve erken seçimlerin yapılacağını ilan etti. Ancak tarih vermedi; "yakında", "birkaç hafta sonra" dedi.

Cumhurbaşkanlığından istifa edeceği için başkanlık seçimleri ve parlamento seçimleri, parlamentoyu da feshedip erken seçime götürme niyeti olduğu anlaşılıyor. Vučić’in Mayıs 2027’de cumhurbaşkanlığı süresi bitecekti ve üçüncü kez üst üste seçilemediği için zaten cumhurbaşkanlığını bırakmak zorundaydı.

İki neden var bu erken seçime gitmesinde. Birincisi, 1,5 yıldan beri devam eden, bizim de sık sık burada Apaçık Radyo’da izlemeye çalıştığımız memnuniyetsizlik gösterileri var Sırbistan’da. Israrla devam eden, öğrencilerin başını çektiği, daha sonra sivil toplum hareketlerinin de katıldığı bu memnuniyetsizlik gösterileri özellikle Alexander Vučić’in istifa etmesini ve erken seçimleri gündeme getiriyordu.

1,5 yıl önce yenilenmiş, restorasyonu yeni bitmiş olan Novi Sad Garı’nın ön avlu tavanı çökünce 16 kişi ölmüştü ve bu olay, öğrenci hareketi tarafından yolsuzlukların bir göstergesi olarak algılanmıştı. O zamandan beri düzenli olarak hem Belgrad’da, hem Novi Sad’da, hem de ülkenin çeşitli kentlerinde Vučić’in istifa etmesini ve özellikle erken seçimlerin yapılmasını talep eden bir toplumsal hareket var ve aralıksız devam ediyor.

Vučić, bu hareketi biraz sönümlendirmek için ilk baştan başbakanın istifasını sağladı ama bu, öğrenci hareketi açısından veya toplumsal hareket açısından yeterli değildi. Şimdi Vučić tarafından önerilen yeni bir gelişmenin bir taktik olduğu düşünülüyor. Niçin taktik diyorum? Bir taraftan yıpranan bir desteği olduğu açık fakat diğer taraftan da zaten Mayıs 2027’deki seçimlerde aday olamayacağı için bir tür Putin taktiğini gündeme getireceğinden şüphe ediyor Sırbistan gözlemcilerinin bir kısmı ve öğrenci hareketinin önemli temsilcileri.

Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce erken parlamento seçimlerini yaparak, kendisinin de istifa etmesi çerçevesinde parlamentoda yeniden bir çoğunluk sağlaması ve cumhurbaşkanlığından ayrıldıktan sonra başbakan olarak iktidara geri dönmesinin hazırlığını yapacağından söz ediliyor. En azından olası bir gelişme olarak, Vučić’in iktidarı öyle kolay kolay bırakmayacağı düşünülüyor veya bunu dile getirenler var.

Zaten Vučić, 2014-2017 arasında başbakan olmuş, ardından dokuz yıldan beri cumhurbaşkanlığını yürütüyordu. Cumhurbaşkanlığı aslında Sırbistan Anayasası’na göre çok güçlü bir pozisyon değil ama Vučić, parti lideri olarak aynı zamanda hem parlamentoya, hem de başbakana hâkim bir lider olduğu için fiili başkanlık rejimini yürüten bir kişi konumunda. Cumhurbaşkanlığı seçimini kendi yerine bırakıp kendisi başbakan olursa, aynı Putin’in Medvedev’le yaptığı türden, satrançta "rok" hareketi denir hatırlarsanız, şah ile kalenin yer değiştirmesine benzer bir hamle yaparak başbakanlığı yeniden ele geçirip iktidarını bu şekilde devam ettirmesi ihtimalinden de bahsediliyor.

Pazar günü yine birkaç bin kişi, Sırbistan’ın Kraljevo kentinde erken seçim ve Sırbistan’daki yolsuzluklara, iktidarın baskı rejimine son verilmesi talebiyle gösteriler yaptı.

Şunu da hemen belirtmek lazım: Eğer önce milletvekili seçimleri yapılırsa yani erken seçimler parlamento için yapılırsa, Vučić’in partisi olan Sırp İlerleme Partisi’nin, öğrencilerin oluşturabileceği bir listenin 10-15 puan üstünde oy alması yapılan kamuoyu araştırmalarına göre mümkün gibi gözüküyor. Vučić’in partisi öyle çok zayıflamış, oyları %10-15’e düşmüş bir parti konumunda değil; %35-45 arasında oy alması bekleniyor parlamento seçimlerinde.

Buna karşılık, muhalefetle öğrenci hareketinin birleşip cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak aday göstermesi halinde, o zaman Sırp İlerleme Partisi’nin adayıyla başa baş, hatta belki biraz önde gibi gözüküyorlar. Bu yüzden de cumhurbaşkanlığı seçiminde bir yenilgi alıp arkasından parlamento seçimlerine gitmek yerine, daha güvenli olan parlamento seçimlerini erken yapıp sonra cumhurbaşkanlığı seçimine gitme taktiğini uygulaması söz konusu olabilir.

Bütün bunlar şimdilik tahmin. Vučić herhangi bir tarih vermedi; "birkaç hafta içinde" dedi, istifa edeceğini belirtti ama istifa ettikten sonra seçim takviminin ne olacağı hâlâ belli değil.

Sırbistan’da bu hareketi izlemeye devam edeceğiz çünkü 1,5 yıldan beri sürekli baskılara, tutuklamalara ve gözaltılara rağmen devam eden, özellikle öğrenci hareketinden bir sivil toplum hareketine dönüşen, artık kendini öğrenci hareketi olarak tanımlamayan ve Belgrad’daki üniversite öğretim üyelerinin de çok aktif olarak katıldığı bu protesto hareketi dikkatle izlenmesi gereken bir hareket. Bir tarafıyla çok güçlü bir taban hareketi. Dolayısıyla bu hareketin iktidar tarafından yönlendirilmesi ya da içine sızılarak yönlendirilmesi mümkün değil veya çok zor. Ama diğer taraftan da bir siyasi hareket olarak belirli bir hedefe yönelik siyasal programa sahip olma sınırları, biraz önce sözünü ettiğim kamuoyu yoklamalarında hemen ortaya çıkıyor. Yani bu bir protesto hareketi ama bunun yönetime gelmeye aday bir siyasal hareket olma kapasitesi, en azından şimdilik, bir o kadar zayıf gibi gözüküyor.

Ö.M.: Yakından takipte tutmalıyız herhalde Balkanlardaki durumu, Arnavutluk’a da birazdan geliriz herhalde?

A.İ.: Değineceğiz evet.

F.K.: Çok pardon, bu gençlik hareketi... Bosna Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan bir gençlik örgütü vardı. O zaman da çok etkiliydi. Neydi onun adı?

A.İ.: Evet, Tuzla merkezliydi o hareket.

F.K.: Onu hatırlamıyorum ama o zamandan beri süren öğrenci-gençlik hareketi olarak toplumun içinde hep böyle bir damar devam ediyor.

A.İ.: Evet, o Tuzla’da devam ediyordu. O, Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin oradaki bir ilişkisi olduğu bir hareketti. O hareket devam ediyor ama onlar Bosna Hersek’te daha çok bir enformasyon hareketi olarak kaldılar gördüğüm kadarıyla artık.

Arnavutluk’a geçelim. Arnavutluk’ta Cumartesi günü yine Tiran’da binlerce kişi toplandı, hükümetin istifasını talep ettiler. Ivanka Trump ve kocası Jared Kushner’in, doğal koruma alanı olarak ilan edilmiş eski bir askerî üssün yer aldığı adada çok büyük bir turistik yatırım yapma projesine karşı başlayan bu hareket, 2024’ten beri devam eden ama giderek büyüyen bir hareket. Yaklaşık bir aydır da işgal eylemi olarak sürüyor.

O iki turistik bölgeyi iki hafta önce daha detaylı anlatmıştım hatırlarsanız. Özellikle pembe flamingoların üreme alanı olan bu bölgeye ulaşımı engelleyen bariyerler de protesto hareketi tarafından kaldırıldı. Zaten bu protesto hareketinin simgesi de pembe flamingo biliyorsunuz. Hatta "Pembe Flamingo Hareketi" olarak da tanımlanıyor.

Şeffaflık eksikliğinden çok şikâyet ediliyor, iktidarın sorumsuzluğundan şikâyet ediliyor ve özellikle Edi Rama’nın küstah bir tavır almasından şikâyet ediliyor. Edi Rama da Financial Times’da bu hareketi eleştirdiği yazısında belden aşağı bir küfür kullandı. Şimdi burada söylemeyeyim ama "s" ile başlayan ve bizim de Türkçede sık kullandığımız bir tabir vardır biliyorsunuz, onu kullandı bu hareket için. Tabii bu da diğer tarafta çok ciddi tepki topladı.

Bütün bunların kaynağında da 2024’te doğal koruma alanlarını turizme açmaya izin veren bir yasa var. O yasa çerçevesinde zaten Ivanka Trump’a ve başka yatırımcılara o bölgelerin turizm yatırımına açılması imkânı doğdu. Bu toplumsal protesto hareketi de 2024 tarihli yasanın iptal edilmesini talep ediyor.

Avrupa Parlamentosu’nda da buna yönelik Arnavutluk’a çok ciddi bir çağrı yapıldı. Tabii bu önemli çünkü 10 yıldır iktidarda olan Sosyalist Parti’nin lideri Edi Rama’nın en büyük sloganı, "2030’da Arnavutluk AB üyesi olacak" idi. Bu sloganla sürekli ayakta duruyor ve bunu dile getiriyor ama aynı zamanda Avrupa Parlamentosu’nun Arnavutluk’a yönelik eleştirileri de giderek artıyor.

Koruma alanlarını imara açan yasaya karşı hareketin yanında, tabii memnuniyetsizlik de çok yüksek Arnavutluk’ta. 1,5 milyon kişinin Arnavutluk’u terk ettiği, çalışmak için Arnavutluk dışına gittiği söyleniyor. Hatta bu son gösterilere Amerika’dan, Berlin’den, İtalya’dan, oralara göç etmiş Arnavutların geri dönüp katıldıklarına da şahit oluyoruz.

Bir kısım gösterici, Arnavutluk’un bir tür peşkeş çekildiğini ve özellikle yolsuzluklarla beraber suç şebekelerinin, kara para aklama örgütlerinin ve uyuşturucu şebekelerinin Arnavutluk’ta, özellikle Tiran’da ve deniz kıyılarında çok büyük yatırımlar yaparak paralarını akladıklarını ve iktidarın buna göz yumduğunu iddia ediyor.

Tiran’daki gözlemciler, kentin merkezinde bir dizi yüksek gökdelenin boş durduğunu ve bunların kara para aklama mekanizması olarak çalıştığını söylüyorlar. Edi Rama ise bunu Arnavutluk’un refahlaşması ve gelişmesi olarak tanımlıyor. Ama çok ciddi bir genç işsizliği var ve biraz evvel dediğim gibi özellikle kalifiye personel arasında yurt dışına göç söz konusu.

"Arnavutluk satılık değildir" sloganları ve bir de "Medyayı boykot" sloganları Tiran’da yeniden Cumartesi gecesi söylendi. Niye "Medyayı boykot"? Çünkü medya büyük ölçüde bu büyük suç örgütlerinin ya da kara para aklama şebekelerinin denetimi altına girmiş durumda.

Arnavutluk’taki protestolar, dediğim gibi, yaklaşık bir aydır devam ediyor.

Ö.M.: Protestolar da oldukça büyük değil mi? 

A.İ.: Evet, Arnavutluk’un nüfusuyla karşılaştırılınca katılımın yüksek olduğu görülüyor. Bir de dediğim gibi, yurt dışına göç etmiş olan Arnavutların bir kısmının da gelip burada gösterilere katıldığına şahit oluyoruz. O da anlamlı bir örnek çünkü onların Arnavutluk’tan beklentilerinin sona ermediğini de gösteriyor.

F.K.: Aslında ilginç bir şey. Hem Sırbistan’da, hem Arnavutluk’ta, bütün bu bölgelerde toplumsal hareketlerin güçlenmesi bir yandan iyiye işaret.

A.İ.: Evet.

F.K.: Bu arada o gençlik hareketi Otpor.

A.İ.: Evet, o Sırbistan’daki hareketti.

F.K.: Evet, Miloseviç’e karşı.

A.İ.: Bosna demiştin ama...

F.K.: Yok, Bosna savaşından sonra demiştim. 

A.İ.: Pardon, ben Bosna’daki hareketten bahsediyorsun zannettim.

F.K.: Yok yok.

A.İ.: Bu Otpor hareketi, hatta Gezi davasında biliyorsunuz, sanki Otpor’un bir uzantısı olarak, dış güçlerin yönlendirmesiyle Otpor modelinin Gezi protestoları sırasında uygulandığı, kopya edildiği, hatta oradan yönetildiği iddiası savcılık iddianamesinde dile getirildi. Gezi davasından şu anda hapis yatan arkadaşların bir kısmı da bundan suçlanmaya devam ediyor.

Üçüncü olarak Güney Amerika’ya gidelim isterseniz.

Güney Amerika’da dün, Peru’da ikinci tur başkanlık seçimlerinin yapılmasının ardından üç hafta sonra seçim sonucu açıklandı. Keiko Fujimori oyların %50,13’ünü alarak resmen başkan oldu. Karşısındaki solun adayı Roberto Sanchez’in ise oyların %49,86’sını aldığı ilan edildi.

18 milyon oyun kullanıldığı bir seçimde iki aday arasında yaklaşık 50 bin oy farkı var. Roberto Sanchez sonuçlara resmen itiraz edeceğini söyledi. İtirazının ana gerekçesi, ilk defa oy hakkı tanınan yurt dışı oylarının iptalini talep etmesi. Roberto Sanchez, bu yurt dışı oylarda bir dizi usulsüzlük yaşandığını söylüyor. Zaten Fujimori’nin kazanması, aradaki farkı kapatıp Roberto Sanchez’in önüne geçmesini sağlayan esas unsur yurt dışı oyları oldu. Tabii yine başa baş bir sonuç aslında. Roberto Sanchez yurt dışı oylarını iptal ettirebilirse, bu kez kendisi belki 70-80 bin oy farkla Fujimori’nin önüne geçecek. Yani arada birinin diğerini açık ara geride bıraktığı bir fark yok.

Ö.M.: Çok acayip değil mi?

A.İ.: Ama üçüncü keredir böyle.

Ö.M.: Tam anlamıyla ikiye bölünmüş durumda; adeta karpuz gibi ikiye bölünmüş. Bunun da çok ciddi sonuçları olacaktır.

A.İ.: 2021’de de Fujimori, Pedro Castillo karşısında hemen hemen aynı şekilde, aşağı yukarı 100 bin oy farkla kaybetmişti. Fujimori, üç kez kaybettiği başkanlık seçimini dördüncü kez kazandı. 2011’de de ikinci turda kaybetmişti.

F.K.: Bir şey soracağım. Bu Fujimori, aynı Fujimori mi? … Darbe yaptıran bir adam vardı.

A.İ.: Keiko Fujimori, Alberto Fujimori’nin kızı. 1990 ile 2000 arasında cumhurbaşkanlığı yapan Alberto Fujimori, daha sonra 2009’da özellikle Aydınlık Yol militanlarının ve yerlilerin katledilmesi nedeniyle insanlığa karşı suç ve anayasayı ihlal suçlarından hapsedildi. 2024 yılında da hapiste vefat etti.

Keiko Fujimori, babası hapisteyken 2011, 2016 ve 2021’de üç defa aday oldu. 2021 seçimlerinde babasıyla arasına biraz mesafe koymaya çalıştı çünkü babasına yönelik tepki Peru’da çok yüksekti. Bu son seçimler ise babasının hayatta olmadığı ilk seçimdi. Keiko Fujimori, bu kez babasının mirasına daha açık biçimde sahip çıkarak seçimleri ucu ucuna da olsa kazandı.

28 Temmuz’da görevi devralacak. Düzen, disiplin ve suç örgütleriyle mücadele vaat ediyor. Babasının Aydınlık Yol’u bastırmak için kullandığı yöntemleri bu kez suç örgütlerini bastırmak için kullanacağını söylüyor.

Diğer taraftan Keiko Fujimori, 59 yaşında ve kendisi hakkında da, babası hapisteyken, bir rüşvet iddiasıyla soruşturma açılmış, yaklaşık bir yıl tutuklu kalmıştı. Hatırlarsanız, meşhur Odebrecht adlı inşaat firmasının rüşvet dağıtarak kamu ihalelerini aldığı iddiaları vardı. Lula da Silva da Brezilya’da bu iddialarla bağlantılı süreçte birkaç yıl hapis yatmıştı biliyorsunuz. Keiko Fujimori de dediğim gibi bir yıl tutuklu kaldı, daha sonra serbest bırakıldı.

Kendisi suç örgütleriyle mücadele, disiplin ve babasının 1990’larda uyguladığı neoliberal politikaları daha ılımlı biçimde yeniden uygulama vaadiyle seçildi.

Dediğim gibi, Peru hakikaten tamamen ortadan ikiye bölünmüş durumda. Keiko Fujimori’nin partisi mecliste çoğunluğa sahip değil ama birinci parti konumunda. 130 milletvekilinden oluşan mecliste 44 milletvekiline sahip. Çoğunluk için 66 milletvekili gerekiyor ama Keiko Fujimori’nin partisinin 44 milletvekili var. Aşırı sağ partilerin de 15-20 civarında milletvekili bulunuyor. Dolayısıyla aşırı sağ ile sağın birleşmesi halinde mecliste parlamenter çoğunluğa sahip olacak gibi gözüküyor.

Roberto Sanchez de ana muhalefet lideri olarak mücadele edecek. Onun partisi de mecliste ikinci parti konumunda. Roberto Sanchez aynı zamanda senatör olarak da seçildi.

Tabii ki Peru’daki bu durum, Kolombiya’da büyük ihtimalle kesinleşecek olan aşırı sağ liderin başkanlığının onaylanması, Ekvador’da yine radikal sağ bir liderin iktidarda olması, Şili ve Arjantin’deki gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde, özellikle El Salvador’daki Bukele yöntemini benimseyen radikal sağ bir dalganın Latin Amerika’da, Trump destekli bir çizgide estiğini söyleyebiliriz.

F.K.: ‘Latin Amerika karanlığa hazırlanıyor’ diye bir cümle not etmişim.

A.İ.: Maalesef böyle. 

Ö.M.: Çok az ülke var. Bir Meksika’da sağcıların egemenliği yok, Uruguay’da yok, bir de Brezilya’da.

A.İ.: Brezilya’daki seçimlere bakacağız: Lula da Silva’nın, Bolsonaro’nun oğluna karşı seçilme şansı.

Ö.M.: Fujimori’nin kızı, Bolsonaro’nun oğlu... İlginç bir sağ hanedanlar egemenliğine doğru tehlikeli bir gidiş var!

A.İ.: Evet. Hemen bir hatırlatma yapmak istiyorum Gazze ve Lübnan’da olanlarla ilgili: 2025’ten beri biliyorsunuz, kâğıt üzerinde yürürlükte olan bir ateşkes var Gazze’de. Bu ateşkesin yürürlüğe girmesinden beri Gazze’de en az 1045 kişinin İsrail güçleri tarafından öldürüldüğünü Gazze Sağlık Bakanlığı açıkladı. Verilerinin güvenilir olduğu söylenir.

Diğer taraftan, 7 Ekim 2023’ten beri yani Hamas’ın terör saldırısından bu yana, Batı Şeria’da 85 bin Filistinlinin İsrail ordusu askerleri ve İsrailli yerleşimciler tarafından öldürüldüğü verisi var. Aynı süre zarfında Batı Şeria’da 46 İsrailli sivil ve asker öldürüldü.

Lübnan’da ise İsrail ile Lübnan arasında imzalanan sürekli barış anlaşmasının hayatta kalmasının çok zor olduğu hemen hemen ortaya çıktı. İsrail ordusu Güney Lübnan’daki saldırılarına devam ediyor.

Bu anlaşmayı Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun kabul etti ama parlamento başkanı ve Hizbullah’ın müttefiki olan Emel Hareketi lideri Nebih Berri, bunun bir dikte anlaşması olduğunu, Lübnan’ın haklarını koruyan bir anlaşma olmadığını belirtti ve anlaşmanın uygulanmasının mümkün olmadığını söyledi.

ABD’nin ve İsrail’in İran’a saldırılarından beri Lübnan’da İsrail ordusu 4200 Lübnanlıyı öldürmüş durumda.

Son olarak Suriye’de de 2024 sonrasından beri yani El Şara’nın iktidara gelmesinden sonra, güneyde işgal devam ediyor. Birleşmiş Milletler denetimindeki Golan Tepeleri’nde işgalin kalıcı olacağını İsrail Savunma Bakanı geçtiğimiz aylarda belirtti.

Burada da İsrail güçlerinin bölgede, sayısı tam kesin olmamakla birlikte — çünkü Suriye verileri henüz tam olarak ortaya çıkmadı — 100 ile 500 arasında kişiyi "terörist" iddiasıyla öldürdüğü belirtiliyor.

Bunu şunun için söylüyorum: Çünkü Suriye’nin güneyinde, Lübnan’da, Gazze’de ve Batı Şeria’da İsrail’in işgali, saldırıları ve çocuklar, yaşlılar, hatta silahlı militanlar da dâhil olmak üzere insanlara yönelik öldürme eylemleri, barış adı altında hâlâ devam ediyor.

Ö.M.: Bir de "serbest hareket" adı altında gönüllü göçe zorlandıkları belirtiliyor. Çok acayip bir haber vardı, Middle East Monitor'da okumuştum, onu da eklemiş olayım.

A.İ.: Özellikle Gazze üzerinden bunu yapmaya çalışıyorlar.

Ö.M.: Evet, Gazze’yi boşaltmak istiyorlar. Kabul eden ülke olmadığını düşünüyorlar ama "olsun, boşaltacağız" diyorlar. Çok çok tuhaf durumlarla karşı karşıyayız. Programın da sonuna geldik. Çok teşekkürler Ahmet.

A.İ.: İyi günler!

F.K.: Çok teşekkürler.