Açık Dergi: Portreler'in bu haftaki konuğu Tuğçe Şenoğul! Tuğçe Şenoğul'la eski Kadıköy'ü, 2Much! konser serileri ve Atlas albümü ardındaki üretim sürecini ve üretimde zaman kavramını konuşuyoruz.
İlksen Mavituna: Apaçık Radyo'nun YouTube kanalına hepiniz hoş geldiniz. Bugün Tuğçe Şenoğul ile birlikteyiz. Hoş geldin Tuğçe.
Tuğçe Şenoğul: Merhaba, hoş bulduk.
İ.M: Ne güzel seninle buluşmak yine. Sayamadım ben, iki yıl mı olmuş diye düşündüm. Seni de aynı cendereye sokmayayım diye de sorsam mı, sormasam mı bilemedim, ama Tuğçe Yapıcı ile aynı stüdyoyu paylaştığımızı hatırlıyorum seninle. Çalıp söylemiştik.
T.Ş: Evet, aynen öyle. Sağolsun, kendisini mutlaka ziyaret ederim her release dönemimde. Evet galiba iki sene oldu hakikaten.
İ.M: Evet iki sene oldu. Çok hızlı geçiyor.
T.Ş: Peki biz kaç senedir tanışıyoruz sence?
İ.M: Bunu da düşündüm gelmeden. 2010 falan belki tanışmamız.
T.Ş: Bence de rahat var 2010.
İ.M: Kesin var. Kadıköy'de Kadife Sokak'ta.
T.Ş: O zamanlar, Kadife'nin Kadife olduğu zaman.
İ.M: Evet gerçekten öyle. Sen kendini olduğu gibi Lo-Fi kültürüne teslim etmiştin o dönem. Ama işte bu terennüm tabii ki.
T.Ş: DIY olsun, Lo-Fi olsun, oyuncaklar olsun, o tür şeylerle çok ilgileniyorduk.
İ.M: Gerçekten öyle. Yani o kadar oyuncaklı değil belki artık ama...
T.Ş: Mantık aynı.
İ.M: Mantık aynı, değil mi? Çünkü Seda'yla yaptıklarınız da bana aynı ruhun devamını veriyor. Böyle, “Allah'ım ne yapacağım?” diye yürüdüğüm bir Kadıköy akşamında sizi görebiliyorum bir DJ setin başında. Nasıl gidiyor ortak çalışmalar?
T.Ş: 2Much çok iyi gidiyor, inanılmaz gidiyor hatta. Yani çok heyecan veriyor. Son zamanlarda en çok heyecan veren şeylerden biri o benim hayatımda. Çünkü biz sadece dans etmeyi, müzik dinlemeyi, partilemeyi seven insanlarız ama hani nereye gidelim, nerede dinleyelim, ne yapalım bilmiyorduk. Ve buna bir çözüm getirmek... Böyle de gelişmedi aslında. DJ'lik yapıyordum ben zaten uzun yıllardır. Sonra Seda ile beraber yapmaya başladık bunu. Yaklaşık üç dört senedir aslında birlikte çalıyoruz. Fakat fark etmediğimiz bir şekilde bir komünite oluşmaya başladı. Zamanla büyüdü, büyüdü ve gelen bir kitle var. Aynı insanlar geliyorlar. Her seferinde daha fazla, daha kalabalık geliyorlar. Arkadaşlarını da getiriyorlar. Bir makyajları, bir stilleri var. Bizim de var. Yani bunların hepsi aslında hiç şablonik olmayan, tamamen organik bir şekilde, kendinden gelişen şeyler oldu ve bu bir komüniteye dönüştü resmen.
İ.M: Kulaktan kulağa belki de, çok ilginç.
T.Ş: Bunu fark edince de biz dedik, bu öylesine “have fun” diye yaptığımız bir şey değil aslında. Yani bu çok daha derin bir mevzu. Bizim buna biraz odaklanmamız, buna daha fazla alan açmamız gerekiyor diye düşündük ve ismini 2Much (too much: çok fazla) haline getirdik. Şu anda bu şekilde devam ediyor.
İ.M: İsmi koyduğunuzda proje başladı değil mi?
T.Ş: 30 Ağustos 2025. Daha bir yıl olmadı 2Much olalı yani.
İ.M: Çok ilginç. Demek ben sizi dinlemişim daha Too Much olmadan. Çünkü ikinizin yanyana gelişi çok daha eski.
T.Ş: Aynen, 3-4 yıl oldu. Bayağıdır çalıyoruz aslında ve sık da çalıyorduk yine ama tabi şu an çok daha yoğun. Çok fazla hayallerimiz, planlarımız var; çok heyecanlıyız.
İ.M: Çok güzel.
T.Ş: Evet, çok güzel gidiyor 2Much. Seda’ya da bana da, iki bağımsız kadın sanatçı olarak. Şu ara çok zor zamanlardan geçiyoruz. Son 2-3 senede artık iyice artan, pek çok sanatçının konser verecek bir mekan, bir sahne bulamadığı bir dönemdeyken bizim içimizdeki çocuğu, neşeyi bu kadar uyandıracak bir durumla karşılaşmamız çok büyük bir şans gerçekten.
İ.M: Too Much ismini aramızda da çok konuştuk. Ben de çok beğeniyorum, herkes de öyle. Şimdi kadın müzisyen ve bağımsız bir kadın müzisyen olarak bu işin zorluğu dedin. Hani, tam da beklenenin tersini sunuyormuş gibi:” Too Much mı? Tamam biz o zaman bir takım sınırları aşacağız arkadaşlar. Ve bunu çok eğlenerek yapacağız.” Bu böyle tasarlı mıydı kafanızda? Böyle iddiayla mı buldunuz ismini?
T.Ş: Aslında öyle değildi. Az önce anlattığım gibi; gelen kitle, komünite, çaldığımız şarkılar, her şeyin o birlikteliği, bize verdiği his, o gecelerin, birlikte partiliyor, dans ediyor olmanın verdiği o neşe, o direniş hali bize “bu too much” dedirtti.
İ.M: Bu kadar da değil.
T.Ş: Bu bayağı; bizim sınırlarımızı toplum ya da çevre koşulları gözetmeksizin sürekli zorluyor olmamız, daha fazlasını istiyor ve arıyor olmamız; aslında biraz kendiliğinden olan bir şey.
İ.M: O topluluk sayesinde olmuş bir şey.
T.Ş: Kendisi bize ilham verdi aslında. “Too much, evet”.
İ.M: Çok güzelmiş, çok güzelmiş. Peki tereddüt ya da korkunuz oluyor mu? Yani bunu böyle projeleştirdiğiniz zaman, kitle değişebilir, daha ciddileşebilir; o “Too Much” kısmı kendini mi kısıtlar gibi? Ben paranoyaklık yaptım, siz belki o kadar yapmıyorsunuzdur.
T.Ş: Yok yok. Bu tür şeyleri düşünmek belki de iyidir. Ben hayatta genelde çok düşünmüyorum böyle şeyleri. Ama olursa da, bugüne kadar bir sürü örneği olduğu gibi, ona göre devineceğine eminim. Ki bence zaten komünitenin kendi aslında, anlamında da var bu. Bir organizma gibi birbiriyle uyumlu şekilde büyüdüğü için, uyumlu olmayanlar elenecektir diye düşünüyorum. Gerekirse ben de dahil olmak üzere, uyumlu olmayanın eleneceğine inanıyorum yani.
İ.M: Too much ruhu devam edecek diyorsun bir şekilde.
T.Ş: Tabii ki mutlaka.
İ.M: Çok güzelmiş bunu duymak. Biz bu söyleşiyi yaz başında kaydediyoruz. Yazın da biraz dolaşacaksınız. Ama her an her yerden çıkabilir 2Much, böyle bir formatı da var.
T.Ş: Öyle isteklerimiz var. Her yerden çıkalım.
İ.M: Seda ile nasıl tanışmanız? İlla konuşmuşsunuzdur ama ben bilmiyorum. Müzisyen olarak mı tanıştınız yoksa arkadaş mıydınız?
T.Ş: Seda ile çok ilginç aslında bizim tanışmamız. Benim eski ev arkadaşımın arkadaşıydı. Bir iki kere ondan bahsettiğini hatırlıyorum. Sonra kısa bir süre ev arkadaşı olduk, öyle tanıştık. Sonra ev arkadaşı olmamaya devam ettik ve tabii artık birbirimizi tanıyorduk. Çok güzel coverlar, besteler yapıp onları Instagram'da paylaştığı bir süreciydi onun, henüz releaselere başlamamıştı ve ben çok beğenmiştim. Hatta bizde olduğu, aynı evde yaşadığımız dönemde de bir iki demo’sunu dinlediğimi hatırlıyorum. İnanılmaz heyecanlıydı. Nasıl diyeyim, onun gibi müziğini stilize etmeden, bu kadar gerçek bir şekilde Türkçe ortaya koyan hiç kimseyle karşılaşmamıştım ben. O yüzden “Kim bu insan, nasıl biri?” diye düşünmüştüm. Sonra o beğeni; arkadaşlığa, birlikte üretmeye doğru devam etti. Sonra biz aslında bir partide birlikte çaldırıldık gibi oldu, bu akşam beraber çalalım diye. Benim yıllardır tek başıma yaşadığım o, “Bu kız ne çalıyor ya? Şu an gerçekten bunu mu çalıyor?” gibi, bütün o tuhaf bakışları beraber göğüsleyebileceğim bir arkadaşım olduğunu fark ettim. Hatta benden daha bold olabiliyor ve tabi bu çok önemli bir şey gerçekten. Set-List’imizde her şey çalabilir ve ona ne zaman “bunu çalayım mı” diye sorsam, set sırasında her zaman okey der.
İ.M: Çok güzel, teşvik, power, empowering.
T.Ş: Devam, hani “Too much” olmaya devam. Bu bizim kendi içimizde de aslında bir pratik.
İ.M: Evet, onu düşündüm. Birbirinize çalıyormuşsunuz gibi bir güven alanında hissediliyor bu arada.
T.Ş: Birbirimize, gelen insanlara, kendimize. Sürekli böyle bir pratik yani. O, “Ay ne diyecekler şimdi?”, “Bunu çalarsam ne olur?” gibi bütün bu soruların cevabı hep devam et. Evet, daha fazlası, too much, hep böyle oluyor. Bu da tabii çok inanılmaz bir yaşam pratiği, bu kadar tam tersine zorlandığımız bir çağda özellikle. Kesinlikle çok etkiliyor beni.
İ.M: Şunu sormak isterim sana, az evvel dedik 2010'lar aslında bizim tanışmamız diye. İşte bu yaşam pratiği de tabii ki kaç on beş yılda türlü çeşit hayatta kalma yetenekleri geliştirdik.
T.Ş: Bu arada yaşlar ortaya çıktı mı? 2010'da biz.. On üç yaşındayız.
İ.M: Çok küçüktük, bebektik hatta yani.
T.Ş: Kaç oluyor bu arada?
İ.M: Otuz değiliz daha diye anlaşılabilir.
T.Ş: Neyse yani. Öyle bir şeydik herhalde.
İ.M: Şunu hatırlıyorum: tabii o dönemde bir ton sahne var, bir yerde house çalınıyordu, bir yerde afro çalınıyordu vesaire. Ama bizim paylaştığımız o ortamda sanki müzik ve tavır meselesi biraz daha farklıydı. İlla bir mesaj, bir katman olması gerekiyordu. Yani bir ağırlığı vardı aslında. Sanki önceki kuşaklardan öğrendiğimiz gibi rock tandansıyla o isyanı yapmaya çalışıyorduk gibi geliyor. Ama şimdi 2Much'in yaptığı şey tam da o. Seda için dedin ya, doğrudan bir müzik nasıl yapılır diye. Tam da o aslında. Bir tür pop ama bildiğin pop da değil. O kendi özgürlüğünü talep eden türden bir pop aslında. Bu bizim kuşaktan çok farklı geliyor bana. İlla tavır göstermek için çok ciddi şeyler de yapmak gerekmiyormuş diye, şimdi bir düşündüm.
T.Ş: Bence, çok ciddi şeyleri estetik olarak o kadar da ciddi değilmiş gibi göstermeyi çok iyi öğrendi yeni jenerasyon. Bence asıl konu bu. Bence çok ciddiler, bayağı ciddiler. Çok inanılmaz bir düşünce kısmı var. Bende mesela çok azdır düşünme kısmı, üretim stilimde düşünmeye nadiren yer veririm. O benim gözlemlediğim ve ilham veren bir şey bana. Kendi yöntemim değil ama yine de bence çok heyecan verici bir şey. İnsanların böyle işlerini bu kadar ciddiye alıp, bu kadar emek verip, yirmi dört saat onlarla yatıp kalkıyor olmaları benim jenerasyonumda çok yoktu aslında. Serseriydik biz bayağı. Sokaklarda öyle takılıyorduk ve müzik yapıyorduk aynı zamanda. Moda sahilinde de bizden başka zaten kimse yoktu hatırlarsan, üç kişi beraber müzik yapıyorduk. Şu an orada işte oturamıyoruz, yer yok. Hiçbir şeyin tek bir cevabı yok bence. Çoklu farklılıklar var. İç içe geçiyor bazıları, bazıları dönüşüyor, gelişiyor, bazıları geriliyor hatta. Bir sürü farklı şey var ama benim gözlemlediğim, yeni jenerasyon diyeceğimiz yaş grubu diyeyim, genelde etrafımdaki insanları oluşturuyor.
İ.M: Ne güzel, komünite dediğin biraz öyle yani.
T.Ş: Evet, komünite biraz öyle bir yerde. Ben de zaten olgunlaşamayan bir insanım. Her zaman aynı yaşta gibiydim zaten. Yok, o kadar değil ama yani ergenliğimizi atamadık çok. O yüzden bence, bir arada üretme, üretime odaklı olma konusunda çok daha aktifler. Jenerasyon kavramı çok birbirine karışmadı mı zaten?
İ.M: Evet, aynen öyle.
T.Ş: Bence biraz internet çağı olmasıyla da alakalı. O yüzden ben de tam kendi jenerasyonum muyum, ne yapıyorum bilmiyorum. Ve sen de çok bakmıyorsun aslında jenerasyon konusuna. Biraz böyle birbirine karıştı stillerimiz aslında.
İ.M: Güzel bir şey bu bir yandan da. Başka bir ortaklık alanı var yani.
T.Ş: Yani mümkün olduğunca ilham verici ve sürekliliği olan bir yaratım alanı oluşturması için ben kendi adıma herkesten, her bilgiyi almaya çalışıyorum. Mümkün olduğunca öyle bakıyorum yani. Yaş ya da jenerasyon gibi değil de hakikaten, burada nasıl bir his var gibi. Sanki öyle gelişiyor, biraz otomatik gelişen bir şey ama.
İ.M: Evet, ilginç tabi insan savunma ve survival kitini oluştururken çeşitli şeylere başvuruyor.
T.Ş: Tabii.
İ.M: O da hoş bir şey.
T.Ş: Öğrendik falan diye.
İ.M: Evet, bir şekilde öğrendik.
T.Ş: Yaşadık bir şeyler, yaşadık biz de. Evet.
İ.M: Atlas'ı konuşalım bence.
T.Ş: Biraz sanki, olabilir.
İ.M: Artık çünkü senden çıkıyor Atlas. Dinleyicisine ulaşıyor 2026 yazında Son konuştuğumuzda da zaten Atlas ürünleriydi meselemiz tabii ki, orada kısa çalarlardan hareket etmiştik. Artık bitti ve çıktı mı diyorsun?
T.Ş: İnanamıyorum gerçekten.
İ.M: Değil mi? Ne kadar zaman oldu? Çok insana danıştın arada muhtemelen, çeşitli jenerasyonlardan.
T.Ş: Evet, çok. Çok fikir aldım.
İ.M: Tahmin ediyorum.
Çok paylaştık da, birlikte ürettiğimiz de çok oldu. Uzun bir yolculuktu. Benim galiba biraz uzun sürüyor. Dediğim gibi çok böyle formülize ettiğim bir dünya olmadığı için açıkçası, ben de çok bilmiyorum ama öyle görünüyor, bana öyle gibi geldi. Biraz uzun sürüyor benim albüm süresi. Biraz öyle bir durum var sanırım ve Atlas'ta geçen sene mesela bir süre durdum, devam etmek istemedim. Şimdi bu albüm benden çıkmış durumda henüz insanlar dinlemedi şu ara ama yayınlandığında muhtemelen dinlemiş olacaklar. Tam şu an şöyle hissediyorum: Daha paylaşılmamış olmasına rağmen, çünkü o da ayrı bir, aslında albüme dair ayrı bir süreç oluyor.
İ.M: Tabii ki, tabii ki öyle.
Yani şarkılarım kendini yazmaya başladı. Yeni bir süreç başlıyor aslında şu an önümde .Ama şu ana kadar olan dönem için şeyi söyleyebilirim, Gerçekten her şey tam olması gerektiği gibi oluyor yani. Çok garip. Yani Atlas da yine benzer bir şekilde oldu. Bu böyle benim için hep gözümde yürüdükçe, adım attıkça açılan bir harita gibiydi Hep öyle imajine ediyordum yani.
İ.M: Evet. Yerdeniz Gökdeniz’imiz var zaten.
Evet. İki EP vardı zaten önceden yayınladığım, iki şarkı daha eklendi şimdi ve final haline geldi. Toplamda on iki şarkı var şu an ama yani süreçte hakikaten albüme dahil olan insanlar, albüme dahil olan şarkılar, sesler vs. bunların hepsi gerçekten ben adım attıkça açılan kapılar oldu diyeyim, ya da haritada alanlar gibi. Gerçekten öyle hissediyorum. Oyundaki gibi yani, bayağı böyle devam ediyorsunuz, o bölümü geçiyorsunuz, yenisi geliyor falan. Bölüm geçmek demeyeyim ama gerçekten yürüdükçe, baktıkça sanki oranın açıldığını, görünür olduğunu hissettim. Yani şu anda gerçekten geçen seneki durma dönemi de dahil, öncesindeki o süreçler de dahil her şey çok birbirini tamamlıyor gibi hissettiriyor ve zaten onu hissettiğimde de yayınladım. Hatta ufak bir konuştuk seninle bahsettim. Yani onu hissettiğim zaman da zaten hemen yayınlıyorum. Yazmış, işte kışmış, tarihmiş, işte çarşambaymış falan. Hemen yayınlamak istiyorum Öyle bir sabırsız bir tarafım ortaya çıkıyor o noktada. Çünkü sürecin tamamlandığını hissediyorum. Gerçekten ondan sonra hemen koydum, yayınladım, sisteme veriyoruz biz biliyorsunuz. Bir süre alıyor yayınlanması sonra. Öyle.
İ.M: Şimdi bekliyorsun. Bir seninle bu konuşmayı kaydederken, henüz bekleme sürecindesin. Bir de tabii insanlardaki karşılığı olacak.
T.Ş: Çok az kaldı. Altı gün mü, beş gün mü ne bir şey kaldı.
İ.M: Şu söyleşiyi dinlerken, dinledikten hemen sonra platformlarda zaten bulabilirler Atlas'ın tamamını. Evet, yani Atlas senin bir yandan işte ruhun ve ruhunun coğrafyası, az evvel de söylediğin, anlattığın gibi. Peki zamanla anlatmak isteseydin, senin hani bugünün müziği mi, geçmişinin müziği mi, yoksa hayal etmek istediğin dünyanın müziği mi? Atlas deyince bana biraz hayali bir şey, illa ki dayatıyor tabii kendini.
T.Ş: Ne kadar güzel bir soru.
İ.M: Nereye yakın; gelecek, bugün, geçmiş?
T.Ş: Yani zaman kavramı gerçekten Özellikle son zamanlarda gitgide daha yoğun böyle hissetmeye başladım, çok bir arada çalışıyor. Zaten biliyorsun bilimsel olarak ispatlandı.
İ.M: Hepsi aynı anda.
T.Ş: Öyle diyorlar. Gelecek, geçmiş yani aslında tam olarak sayı doğrusu gibi bir imajinasyonunuz var Bizim kafamızda öyle bir fotoğraf var yani işte geriye gidilir, ilereye gidilir falan ama aslında öyle değilmiş. Yani yukarıya çıkılır, aşağı inilir gibi farklı boyutlar varmış. Ben gerçekten öyle hissediyorum. Geçmiş şu anda yaşanıyor, gelecek geçmişte yaşandı gibi anlar oluyor hissettiğim. Atlas bu anlamda çok farklı zamanları, çok farklı zaman boyutlarını hissettiğim bir albüm oldu kesinlikle üretim sürecinde. Geçmiş tabii çok var mutlaka. Zaten zaman ilerliyor bir taraftan, işte benim o dünya gözüyle algımda, zaman ileriye doğru giden bir şey ve dört beş senelik bir süreçten bahsediyoruz neredeyse.
Tabii, yavaş oluyor dedin zaten.
T.Ş: Evet, ilk şarkının yazım zamanı pandemi dönemi, öyle söyleyeyim. Albümdeki şarkılardan bir tanesi yani. Dolayısıyla… Bir taraftan bir biz değişiyoruz, zaman değişiyor, o var ama bir taraftan da gelecekte, çok farklı, paralel, bambaşka bir gerçeklikte yaşanan anlar da var yani o albümün içinde. Dolayısıyla şeyi tam söyleyemiyorum, tam cevap veremiyorum buna ama… Sanırım zaten Atlas’ın kendi içinde, bu işte bizim kendi aramızda ruhun haritası demek, öyle bir iç parantez var, öyle söyleyeyim yani. Atlas albümün adı ama, ruhun haritası dememizin nedeni de biraz aslında o bence. Yani Atlas aslında tam olarak kendi hikayesinde dünyanın neresinde olursan ol, hangi dili konuşursan konuş, ortak olan hislerin haritası. Tamamen buna odaklanmış bir alternatif harita aslında bizim için. Dolayısıyla bu beraberinde ister istemez zamansızlığı getiriyor, hisler çünkü sonsuza kadar muhtemelen aynı kalacak biliyorsun. Ne kadar çok şey değişirse değişsin. Biraz sanırım bu his bana bir odaklanacak bir nokta verdi. Yani hislere odaklanıyor olmak, o anlamda hani bu kadar farklı zamanın ve işte algının içinden geçerken bana “Bir dakika, tamam bu histi!” gibi bir yere çekti beni hep.
İ.M: Çok güzel.
T.Ş: O yüzden sanırım Atlas özelinde özellikle bunu çok zor söylemek yani.
İ.M: Evet çok güzel. Ama evet, Pandemi’den bugüne bir beş altı yıl geçmiş onu söylüyorsun. Kolay değil yani, çok uzun. Hakikaten ne kadar özenli olduğunun, dikkatli olduğunun –özen demeyelim, bence dikkattir daha çok o– çok iyi anlatıyor bir yandan. 2Much’ta da bambaşka bir şey konuştuk.
T.Ş: Evet, evet. Tam tersi gibi değil mi?
İ.M: Tam tersi bir şey konuştuk. Eminim besliyordur kendini bir yerde.
T.Ş: Bilmiyorum, böyle oldu. Yani kendi üretim alanımda da 2Much çok var, 2Much’ın içinde de bu çok var. Biraz dönemsel olarak da değişiyor bence. Ama kesinlikle bir tarafta o çocuksu, o gerçekten hani sadece işte, nasıl diyeyim, deneyim odaklı, anda bir program yapmadan plansız bir şekilde var olan bir şey var, kendi içinde büyüyen. Bir tarafta da aslında benim üretim stilim yine aynı, orada çok bir değişiklik yok ama gerçekten kendi içinde benim böyle biraz,“Tamam, siz nasıl isterseniz” diye izlediğim bir süreç var. Yani evet, hakikaten, olmayınca olmuyor gibi bir şey oluyor. Yani albüm süreci benim için gerçekten çok içsel bir yolculuk olarak ilerliyor. Hep böyle oldu, Gölgelerine zamanında da böyle oldu. Ta ki ben gerçekten kendi içimde bir karanlık güruhuyla iletişimde olduğumu idrak edene kadar Gölgelerin Albümü bitmedi yani. Atlas'ta da aynı şekilde. Şu an böyle çok net bir şekilde ifade edemeyeceğim ama hislerle ilgili olan çok inanılmaz bir yolculuk yaşandı. Ve harita tamamlandı. Hakikaten bu şekilde oldu yani.
Çok güzel.
T.Ş: Dolayısıyla ben 2Much!'ta olduğu gibi, beraber ahenkte akmıyorum. Burada hani “Ne zaman oluyoruz, ne yapıyoruz” falan insanlar bana soruyor, ben de bilmiyorum ne zaman yayınlanacak albüm, ben de bilmiyorum ne zaman yayınlanacak. Çünkü devam ediyor süreç, hissediyorum ve bittiğinde de bittiğini hissediyorum. Böyle yani, biraz bu şekilde oluyor üretim sürecim, bilmiyorum. Umarım iyiyizdir, umarım sağlıklıyımdır.
İ.M: Gayet iyi geliyor kulağa her şey de ben de heyecanla bekliyorum. Biz bu kaydı yaparken o iki şarkıyı henüz duymadık çünkü. Bir de tabii albüm dinlemek başka bir şey olacak yani. O EP'lerin birbirinden ayrılığı var zaman olarak. Şimdi böyle bir oturup baştan sona dinlemek üzere mi kurguladın albümü? Öyle değil mi? Bildiğimiz albüm albüm yani.
T.Ş: Tabii ki. Herhalde. Çok eğlendim de. Yani ilk andan itibaren o kurgu devam ediyordu zaten. Birleştiler yani aslında, öyle söyleyeyim. Çok da içime sindi.
İ.M: Süper.
T.Ş: Şimdi şeyi çok merak ediyorum, bu andan itibaren artık bana ait olan herhangi bir şey yok yani. Artık gerçekten sırada…
İ.M: Ne karşılık olacaksa.
T.Ş: Ben de dinleyeceğim, bakalım albüm nasıl duyuluyor. Yani insanların gözünden dinlemeye başlıyorsun çünkü, yalnız başına bir odada böyle tek başına dinlerken senin için anlamı farklı oluyor. Sonra herkesten farklı farklı hikayeler gelmeye başlıyor ve şarkının anlamı derinleşmeye başlıyor şarkıların, albümünün. Bu çok heyecanlı bir süreç.
T.Ş: Bambaşka, bambaşka. Peki zaten o zaman konunun devamını Tuğçe'ye bırakalım artık. Sonsuz Çilek Tarları’nda muhakkak detayla konuşacaksınız bunu.
İ.M: Heyecanla bekliyorum.
T.Ş: Albüm çıktığında. Biraz daha şeyi konuşalım, günlük hayatı konuşalım. Şu albüme dokunmadığın bir seneyi de özellikle merak ettim. O bir tercihti tabii. Albüme ilişkin bir durmak olduğunu da anlıyorum falan ama... Yeni bir şeyler oldu mu hayatında? Ne bileyim? Yeni bir müzik türü keşfettin mi mesela? Ya da böyle sinemada çok acayip bir şey gördün mü? Öyle bir açık bir dönem miydi? Öyleyse neler oldu? Onu bir hatırlamanı isterim senden.
T.Ş: Yani, ülkenin politik süreçlerinden çok fazla etkilendim ve biraz sınır çizmeyi öğrenmeye çalışıyorum hayatta. Ben de pek çok insan gibi ama biraz zayıf olduğum bir konuydu gerçekten. Hayatıma, geçmişime baktığımda aslında çok fazla bununla ilgili problemle karşılaşmışım, bunu fark ediyorum. Terapi kesinlikle çok güzel bir şey. Buradan da dinleyicilerimize tekrar söylemek isterim, mutlaka, bunu bir lüks olarak görmememiz gerektiğini düşünüyorum. Herkes terapi almayı hak ediyor bu hayatta. Umarım herkesin de böyle bir imkanı olur. Bana çok fayda sağladı. Geçtiğimiz sene, bahsettiğim sene de bir anlamda, bir kısmı onunla da alakalıydı aslında. Malum hep beraber içinden geçtiğimiz bu politik süreçler ve onun aslında hem sektörümüze yansıyışı, hem Türkiye'de yaşayan bir kadın olarak direkt bana yansıyışı. Arkadaşlarıma, eşime, dostuma, anneme yansıyışı. Her şey tabii ki özellikle üreten biriyseniz, bir sanatçıysanız, empatsanız, highly sensitive bir empatsanız… Mutlaka sizi bir yerde yakalıyor. Beni de yakaladı ama olumsuz bir şeyden bahsetmeyeceğim. Öyle şeyler oluyor, inişler çıkışlar var ya hayatta. Ama hani nasıl diyeyim, mod olarak aslında gayet iyi hissediyorum. Sadece geçen sene biraz fazla üst üste gelmişti bir şeyler öncesinde. O hep beraber, dediğim gibi, deneyimlediğimiz ve biraz nefes almaya ihtiyacım olduğunu hissettim. Tam da o sırada 2Much, çok güzel bir şekilde benim elimden tuttu. Zaten onun aslında yoğunlaştığı bir dönemdi. Biz biraz, adını koymasak da nasıl bunu geliştirebiliriz düşünmeye başlamıştık. Sonra zaten ismiyle beraber içerik üretmeye vesaire, çok yoğun bir sürece girdik. Ve o hemen beni tekrar toparladı. Hemen yeni şarkı yazımımı işte arttırdı, vesaire, artık başka sanatçılar için bir şeyler yapmak gibi şeyler de hayatıma dahil oldu. Ve o heves geri geldi.
İ.M: Çok güzel.
T.Ş: Ben açıkçası kendi sürecime baktığımda şeyi görüyorum, böyle bu benim hayatımda aslında çok sık yaşanmış, yani dönem dönemi yaşanmış daha doğrusu. Sık demeyeyim ama böyle partlar var, nefes almaya ihtiyacım olan partlar olmuş. Ve hep bana ilham veren, yaratıcılığımı harekete geçiren, heyecan verici, farklı bir şeyi hayatıma dahil ederek aslında tekrar oraya geri dönmüşüm. İlişkimi çok saf tutmaya çalışıyorum şarkı yazımıyla. Yani eğer gerçekten istemiyorsam şarkı yazmıyorum. Onu önemsiyorum. Biraz bence nasıl bir stiliniz olduğu ile alakalı olabilir bu. Ben biraz spritüel bir şey olarak görüyorum açıkçası. Daha bir aracılık gibi hissettiriyor bana. O yüzden de orayı çok temiz ve saf tutmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Mümkün olduğunca da gerçekten istediğimde, gerçekten böyle o çağrıyı duyduğumda, o kelimeler aklımda olduğunda yazıyorum. O nedenle zaten şablonik değil, dediğim gibi, bir plan olmuyor.
İ.M: Evet. Onun için atlas diyoruz bir yandan da.
T.Ş: Evet. Yani böyle bir süreçti. Hem biraz sana aslında şeyden de bahsetmiş oldum, hayatıma yeni dahil olan şeyler gibi ama-
İ.M: Çok sevindim.
T.Ş: Bir de bir nefes alma hali gibiydi. Yoksa yeni şeyler hep dahil oluyor. Müzikler de dahil oluyor. Yeni bir tür keşfetmemiş olabilirim. Janra odaklı çok müzik dinleyen biri değilim. Ama çok obur bir müzik dinleyicisiyim. Her şeyi dinlemeye çalışıyorum, onu söyleyebilirim. Janraden çok anlamam ama… Bu son bir senede K-pop dinledim çok. Bizim tabii DJ setlerimiz için sürekli aktif bir mesaimiz oluyor. Orada da güncel bir müzik çaldığımız için aslında, TikTok çalıyoruz yani, öyle söyleyeyim. Aktif sürekli olarak değişen bir şey var orada, bir kısmı tabii o ama… Eski şarkıları da çok çalıyoruz. Ama yine de orada sürekli güncel tuttuğumuz bir taraf var. Dolayısıyla her şeyden haberim olması gerekiyor. Ne yayınlandı, neler oluyor falan. O bir pratik katıyor tabii. Dolayısıyla çok müzik dinleyen biriyim aslında. Hep yeni bir keşif oluyor bir şekilde. Ama yani janrasal gibi böyle bir şey değil ya da böyle öne çıkan–
İ.M: Anladım, anladım.
T.Ş: Bu ara biraz hatta albüm de az dinliyorum bence. Biraz öyle bir dönem oldu.
İ.M: Kendi albümüne çok odaklanmandan olmuştur bence.
T.Ş: Belki ondandır.
İ.M: Albüm bir çıksın, önce bir kendi albümünü. Bir dinle, sonra belki...
T.Ş: Arkadaşlarımın bir sürü insanın, merak ettiğim albüm var daha hala dinlemediğim, kenarda beklettiğim; albüm olduğu zaman öyle dinlemen gerekiyor ya.
İ.M: Tabii canım, baştan sona oturacaksın.
T.Ş: Şarkıların birkaç tanesini biliyorum ama... Hani oturup bir baştan sona dinleyemedim.
İ.M: Ne güzel halen albüm çıkaranlar var etrafımızda ve karşımızda.
T.Ş: Evet, çok seviyoruz.
İ.M: Çok seviyoruz. Bir yandan da K-pop’ta olup bitene de kulaklarımızı kapamıyoruz tabii ki.
T.Ş: Tabii ki.
İ.M: Bizim de bu arada bu dönem, YouTube yayınlarımızın altıncı ayı ve çok daha yeni, bir ay önce de bir K-pop yayını başladı radyoda.
T.Ş: Haberim yok bunda.
İ.M: Evet, sana linki atalım.
T.Ş: Çok isterim.
İ.M: Biz de ofiste hep birlikte böyle açıyoruz kendimizi. Kulak egzersizleri. Ne konuşuluyor, ne oluyor falan diye.
T.Ş: Aa çok güzel.
İ.M: Ama senin gibi Korece öğrenmeye başlamadık.
T.Ş: Yok, yok başlamayın, öyle Duolingo’yla olmuyormuş zaten. Yani o şekilde olmuyormuş. Böyle bir App'ten olmuyor bence o. Ama, dinleye dinleye işte zaten aslında birçok dili de o şekilde öğreniyoruz ya. Hani müzik çok fayda sağlıyor ya da izlediğin şeyler. Bir kulak alışkanlığı oldu. Neler dinliyorsunuz?
İ.M: İşte zor, ayırt etmesi benim için zor mesela. Çalan şarkı, ikinci şarkıya mı geçti yoksa hala...
T.Ş: Gruptan gruba da değişir.
İ.M: Değişir, değişir. Bir favorim olduğunu henüz söyleyemem. Senin favorin...
T.Ş: Albüm dinlemiyorum deyip kendini ifşalayanlar da bugün, bence BTS'in albümü çok iyi. Arirang diye bir albüm paylaştılar ve çok iyi bir albüm bence kesinlikle. Öneririm.
İ.M: Tamam. Kenara not alıyoruz o zaman. Bizde de çalıyormuş zaten rejiden aldığım-
T.Ş: Varmış? Ben de duydum bir şeyler şu an evet. Güzel, çok merak ediyorum.
İ.M: Evet işte böyle değişen ses evrenleri içinde biz böyle 2010'lardan bu yana ortak şahit oluyoruz yani.
T.Ş: (Mikrofona eli çarpıyor) Çok pardon, iyiyiz umarım. Herkes iyi umarım.
İ.M: Gayet iyiyiz. Tırnakların da iyi mi? Onları telafi eder arkadaşlar.
T.Ş: ASMR diye. Değişmedin bu arada. Bayağı aynı görünüyorsun, biliyorsun değil mi?
İ.M: Elimden geleni yapıyorum, bir şekilde. Sende öyle, keza.
T.Ş: Helal olsun vallahi.
İ.M: Bir şekilde tutuyor burası bizi, burada olmak.
T.Ş: O dönem beraber olduğum arkadaşlarım genel olarak sanki aynı görünüyor gibi. Öyle çok değişmedik tip olarak. İyi yani, fena değiliz.
İ.M: Yani evet, bu hem iyi hem kötü olabilir şu an.
T.Ş: Yok yok iyidir.
İ.M: Başımıza bir şey gelmesin diye şey yorumlarına girmiyorum bir taraftan-
T.Ş: Yok yok iyi bir şey kesinlikle. Bence hayatı güzel, sanat odaklı, böyle kendini besleyerek geçirmekten kaynaklı diye düşünüyorum.
İ.M: Öyle. Yani birbirini gördüğünde hala birbirine gülümseyen insanlar olmak çok güzel bir şey.
T.Ş: Bence de. Kesinlikle öyle.
İ.M: Ve bu çok vazgeçilecek bir şey de değil hayatımızda. Teşekkür ediyorum burada olduğun için.
T.Ş: Ben teşekkür ederim.
İ.M: Harika bir sohbetti. Ben şimdi çıkıp albümü dinleyeceğim.
T.Ş: Ay hadi bakalım. Yorumlarını yazarsın umarım.
İ.M: Dinleyicilerden de bekleriz.
T.Ş: Evet.
İ.M: Yazarım tabii ki.
T.Ş: Bekleriz.
İ.M: Sevgili dostumuz Tuğçe'yle beraberdik. Tuğçe Şenoğlu. Çok teşekkür ediyoruz bizleri izlediğiniz için.
T.Ş: Ben teşekkür ediyorum.
