Apaçık Radyo
Hukukun zayıfladığı, kurumların işlevini yitirdiği dönemlerde değişim; yalnızca haklı olmanın değil, örgütlü olmanın da sınavından geçer. Tarih gösteriyor ki kalıcı dönüşümler, öfkeden çok dayanışmayı, demokratik mücadeleyi ve ortak aklı sürdürebilen toplumlardan doğar.
Adana’da bir fabrikanın hemen yanında açılmış bir çukur. Etrafına ateş yayılmasın diye su dökülmüş. Çukurun içinde bir şeyler yanıyor. Birkaç metre ötesinde bir okul var.
Doğayla teknolojiyi birbirine düşman olarak düşünmek, sanayi devriminden de eski bir alışkanlık.
Bir zamanlar İstanbul’un en gözde delikanlıları tulumbacılardı. Mahalle mahalle tanınırlar, cesaretleriyle övünürlerdi.
Bir zamanlar geleceğin sorunu olarak görülen iklim krizi, artık her gün yeni can kayıplarıyla, yanan ormanlarla ve çöken altyapılarla bugünün gerçeği olarak karşımızda.
İklim krizinden herkes etkileniyor. Ama aynı ölçüde değil.
İfade özgürlüğü, yalnızca konuşabilme hakkı değil; farklı düşüncelerin, sanatın, mizahın ve yaşam biçimlerinin korkusuzca var olabilmesinin güvencesidir. Bir toplum, eleştiriye, mizaha ya da farklı kimliklere tahammül edemediği ölçüde özgürlüğünü değil, kendi geleceğini de daraltır.
Geçtiğimiz günlerde İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik saldırılarında yaşamını yitirenler arasında, ülkenin en önemli doğa korumacılarından Mona Khalil de vardı. Saldırı 4 Haziran’da Sur kentinde gerçekleşti.
Aşırı sıcaklar artık yalnızca bir hava olayı değil; iklim krizinin, eşitsizliklerin ve siyasi tercihlerin en görünür yüzü. Rekor sıcaklıklar konferansları iptal ederken, kentleri yaşanmaz hâle getiriyor ve binlerce insanın yaşamını tehdit ediyor.
Dünya Kupaları uzun zamandır yalnızca futbolla anılmıyor; savaşların, siyasetin ve ekonomik çıkarların gölgesinde şekilleniyor. 2026 Dünya Kupası ise bunlara yeni bir başlık ekliyor: İklim krizi.
Yemen’de insanlar aşırı sıcaklarla mücadele ediyor, Alpler’de köyler eriyen buzulların tehdidi altında kalıyor, bilim insanları ise okyanuslardaki yaşamın büyük bölümünün yok olabileceği konusunda uyarıyor.
1 Haziran - 27 Eylül 2026 tarihleri arasındaki 64. yayın döneminde, 198 programcı tarafından hazırlanan 134 program dinleyicilerle buluşuyor.
Demokrasi kurumlarının aşındırıldığı, yargının siyasal gücün bir uzantısına dönüştüğü ve uluslararası düzenin giderek “orman kanunları”na teslim edildiği bir çağda; yalnızca Türkiye değil, dünya da derin bir otokrasi dalgasının içinden geçiyor.
İklim krizini çoğu zaman bacalardan yükselen dumanlarla, savaşlarla, petrol tankerleriyle ya da eriyen buzullarla konuşuyoruz.
İnsanlık, doğayı sonsuz bir kaynak olarak görmeye devam edebilir mi?
Fosil yakıtlar yalnızca iklim krizinin değil; savaşların, eşitsizliklerin ve doğayı tüketen düzenin merkezinde duruyor.
İklim hareketinin uzun yıllara yayılan ısrarı, sonuçsuzluk duygusunun gölgesinde daralırken; kültür dünyasında ise söz, görünmez sınırlarla çevreleniyor. Bir tarafta etkisiz kalma korkusuyla sertleşen eylemler, diğer tarafta müdahalelere karşı yükselen ortak bir direnç dili var.





























